KAPAT

YARGITAY KARARLARI

****Y12CD Esas : 2013/23002 Karar : 2014/17012 Tarih : 11.07.2014

ÖLDÜRME SUÇU ( Sollama Yasağı Bulunan Yolda Sollama Yapmak ) SOLLAMA YASAĞI OLAN YOLDA ARAÇ SOLLAMAK ( Bilinçli Taksir ) BİLİNÇLİ TAKSİR ( Sollama Yasağı Bulunan Yolda Sollama Yapmak ) UZUN SÜRELİ HAPİS CEZASININ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ ( BilinçliTaksir Yönünden )

Sanığın idaresindeki araçla sollama yasağı bulunan yolda sollama yaparak olaya neden olması karşısında bilinçli taksir hükmünün uygulanmış olmasına göre, 5237 Sayılı T.C.K.nın 50/4-son cümlesine aykırı davranılarak uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, kanuna aykırıdır.fk

TCK.50

DAVA VE KARAR:

Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine dair hüküm, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 12. CEZA DAİRESİ KARARI:Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafii ve katılan vekilinin kusura dair sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığın idaresindeki araçla sollama yasağı bulunan yolda sollama yaparak olaya neden olması karşısında bilinçli taksirhükmünün uygulanmış olmasına göre, 5237 Sayılı T.C.K.nın 50/4-son cümlesine aykırı davranılarak uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi,

SONUÇ:

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun`un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı C.M.U.K.un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

Y12CD 11.07.2014 E.2013/23002 - K.2014/17012


****YCGKEsas : 2013/12-698 Karar : 2014/201 Tarih : 22.04.2014

BİLİNÇLİ TAKSİR ( Alkollü ve Ehliyetsiz Motusiklet Sürücüsünün Sebep Olduğu Ölüm )

ALKOLLÜ VE EHLİYETSİZ SÜRÜCÜ ( Bilinçli Taksir İle Ölüme Sebebiyet )

Motosiklet sürmesi için ehliyeti olmayan ve arkadaşına ait motosikletle meskun mahal yakınlarında, geceleyin, alkollü ve süratli şekilde seyrederken yol içindeki koyun sürüsüne ve sürü içindeki çobana çarparak bir kişinin ölümüne neden olan sanık, aydınlatma olmayan bu yolda karşısına bir araç yada insan çıkabileceğini ve çarparak onun ölümüne neden olabileceğini öngörmüş, ancak şoförlük yeteneklerine, şansına ve yolun boş olacağı ihtimaline güvenmek suretiyle sonucun gerçekleşmeyeceği yönünde yanlış düşünceyle hareket etmiştir. Buna karşılık, istemediği, ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek olan objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmamış, bu bağlamda motosiklet sürmesi için ehliyeti olmamasına ve alkollü olmasına rağmen görüş hakimiyeti dışına çıkacak biçimde motosikleti süratli bir şekilde kullanmıştır. Bu nedenle, meydana gelen ölüm olayında sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.

Diğer yandan, suçun “basit taksirle mi”, yoksa “bilinçli taksirle mi” işlendiğinin belirlenmesi açısından, olayda ölenin de kusurlu olup olmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır.mfk

CMK.231

TCK.22, 50, 52, 62, 85

DAVA VE KARAR:

Taksirle ölüme neden olma suçundan sanık M...in 5237 sayılı TCK`nun 85/1, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 12.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, ...Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.01.2007 gün ve 431–8 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.11.2008 gün ve 15007–12586 sayı ile;

"Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK`nun 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme karşısında suçun niteliği, hükmolunan cezanın tür ve miktarı gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece bozmaya uyularak 07.04.2009 gün ve 85–127 sayı ile; 5237 sayılı TCK`nun 85/1, 62 50 ve 52. maddeleri uyarınca 12.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin verilen hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

Yargıtay 12. Ceza Dairesince 06.11.2012 gün ve 6770–23014 sayı ile;

"Sanığın tevil yollu savunması, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından, motosiklet sürmesi için ehliyeti olmayan sanığın idaresindeki motosikletle meskun mahal dışında, geceleyin, alkollü vaziyette, aşırı süratli seyrederken yol içindeki koyun sürüsüne ve sürü içindeki çobana çarparak bir kişinin ölmesine neden olması şeklinde gerçekleşen olayda, bilinçlitaksirin şartlarının oluştuğu gözetilmeyerek eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 28.03.2013 gün ve 421–117 sayı ile;

"...Dosya kapsamına göre Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 27.09.2006 tarihli raporuyla motosiklet kullanma sürücü belgesi bulunmayan alkollü sanığın olayın meydana geldiği iki yönlü yolda meskun mahal dışında geceleyin saat 05.00 sıralarında motosikletin arkasında mağdur O... bulunduğu halde yol alırken saatte 50-60 km süratle gittiğini ileri sürdüğü, mağdur O...`ın ise 90-100 km süratle yol aldığını ifade ettiği, sanığın birden yol içerisinde koyun sürüsünü gördüğü halde frenleri sıktığı ancak duramayıp koyun sürüsünün içerisine girdiğini, ondan sonrasını hatırlamadığını ileri sürdüğü, böylelikle olayda sanık sürücünün, idaresindeki motosiklet ile seyrederken süratini far ışıkları altında bir tehlike anında emniyetle durabileceği seviyeye göre ayarlamayıp süratli oluşu nedeniyle yol içerisinde gördüğü koyunlara karşı aldığı tedbirde etkisiz kalmış olmakla, olayda tali kusurlu olduğunun saptandığı,
müteveffanın ise geceleyin sevk ettiği koyun sürüsüyle birlikte yola girip bu tehlikeli davranışı ile kendi ölümü ile neticelenen olayın meydana gelmesine sebebiyet vermiş olmakla olayda asli kusurlu olduğunun saptandığı; toplanan delillere göre olayda tali kusurlu olduğu anlaşılan sanığın bilinçli taksirinden söz edilemeyeceği, TCK`nun 22/3. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.10.2013 gün ve 210756 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;sanığın eylemini taksirle mi, yoksa bilinçli taksir ile mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;
Sürücü belgesi bulunmayan ve alkollü olan sanığın, olayın meydana geldiği iki yönlü yolda, meskun mahal yakınlarında, geceleyin saat 04.00 sıralarında motosikletin arkasında mağdur O... bulunduğu halde süratli şekilde yol alırken, birden yol içerisinde koyun sürüsünü gördüğü, frenleri sıktığı ancak duramayıp koyunlara ve ölen çobana çarptığı, sanık ve ölenin yola savrulduğu, hafif yaralanan mağdur O...`ın yaklaşık 100 metre mesafedeki ölenin köyüne giderek yardım istediği, hastaneye kaldırılan çoban R...`ın öldüğü,

Sanığa ait raporda, kafa travması geçirmesi nedeniyle ölçüm cihazı ile alkol testi yapılamadığı ancak koklamakla alkollü olduğu tespitlerine yer verildiği, sanığın B sınıfı ehliyetinin olduğu ancak motosiklet sürmesi için gerekli olan A 2 sınıfı ehliyetinin olmadığı, motosikletin ise arkadaşı Recep`e ait olduğu,

Olay yeri tespit tutanağı ve krokiye göre; kaza yerinin ...köyünün çıkışında köye 100 metre mesafede olduğu, Yamaha marka motosikletin yolun sol tarafında devrilmiş vaziyette, asfalt zeminde motosikletten kaynaklanan 3 adet sürtünme izinin olduğu, yolun genişliğinin 5,20 metre ve olay yeri öncesinin virajlı olduğu,

Adli muayene ve otopsi tutanağına göre; kişinin ölümünün trafik kazası ile oluşması mümkün künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu meydana geldiği,

Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda; “sanığın idaresindeki motosiklet ile seyrederken süratini far ışıkları altında bir tehlike anında emniyette durabileceği seviyeye göre ayarlamadığı, süratli oluşu nedeniyle yol içerisinde meydana gelen kazada tâli kusurlu olduğu, ölenin ise sevk ettiği koyun sürüsü ile birlikte yola girmiş bu tehlikeli davranışı ile kendi ölümü ile neticelenen olayın meydana gelmesine sebebiyet vermiş olduğundan asli kusurlu olduğu” görüşlerine yer verildiği,

Mağdur O...`ın soruşturma aşamasında; olay günü akşam eve dönerken sanığın bir kutu bira alarak içtiğini, yemekten sonra tekrar buluştuklarını, ...`da bir bara giderek eğlendiklerini, burada sanığın içki içip içmediğini bilmediğini, saat 03.00 gibi festival olduğu için ...kasabasına doğru sanığın kullandığı motosikletle yola çıktıklarını, sanığın motosikleti hızlı kullandığını, tahminen 90-100 km. hızının olduğunu, olay yerine geldiklerinde sanığın frene basmaya başladığını ve “eyvah” dediğini ancak yol içerisindeki koyuna ve çobana çarptığını, yakındaki köye giderek yardım istediğini,

Mahkemede ise; soruşturmadaki beyanlarını tekrar ettiği ancak sanığın hızının 50-60 km. olduğunu söylediği,

Katılanlar Zekiye ve Erdal aşamalarda; kazayı görmediklerini olaydan sonra hastaneye geldiklerinde sanığın aşırı derecede alkol koktuğunu beyan ettikleri,

Tanık İsmail; olay gecesi saat 03.30 sıralarında Balabanlı köyündeki evinde iken aşırı gürültülü şekilde motosiklet sesi duyduğunu, 5-10 dakika sonrada birinin “kaza yaptık yardım edin” diye bağırdığını duyduğunu ifade ettiği,

Sanığın; olay gecesi mağdur O... ile birlikte birer bira içtiklerini, daha sonra gittikleri barda da birer bira söylediğini ancak hepsini içip bitirmediğini, gece saat 03.00 sıralarında arkadaşına ait motorsiklet ile ...ya doğru yola çıktıklarını, olayın meydana geldiği yerde herhangi bir yol aydınlatması olmadığı halde virajı döndüğünde koyun sürüsü ile karşılaştığını, fren yapmasına rağmen duramadığını, gözünü hastanede açtığını, ölen şahsı herhangi bir şekilde görmediğini, 60 km. hızla seyrettiğini savunduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.

Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.

Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;

  1. 1 - Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
  2. 2 - Hareketin iradi olması,
  3. 3 - Sonucun istenmemesi,
  4. 4 - Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
  5. 5 - Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.

5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamayacağından, neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Motosiklet sürmesi için ehliyeti olmayan ve arkadaşına ait motosikletle meskun mahal yakınlarında, geceleyin, alkollü ve süratli şekilde seyrederken yol içindeki koyun sürüsüne ve sürü içindeki çobana çarparak bir kişinin ölümüne neden olan sanık, aydınlatma olmayan bu yolda karşısına bir araç yada insan çıkabileceğini ve çarparak onun ölümüne neden olabileceğini öngörmüş, ancak şoförlük yeteneklerine, şansına ve yolun boş olacağı ihtimaline güvenmek suretiyle sonucun gerçekleşmeyeceği yönünde yanlış düşünceyle hareket etmiştir. Buna karşılık, istemediği, ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek olan objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmamış, bu bağlamda motosiklet sürmesi için ehliyeti olmamasına ve alkollü olmasına rağmen görüş hakimiyeti dışına çıkacak biçimde motosikleti süratli bir şekilde kullanmıştır. Bu nedenle, meydana gelen ölüm olayında sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.

Diğer yandan, suçun “basit taksirle mi”, yoksa “bilinçli taksirle mi” işlendiğinin belirlenmesi açısından, olayda ölenin de kusurlu olup olmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Zira kusurun var olup olmadığının veya derecesinin tespiti, hakim tarafından manevi unsur saptandıktan sonra, temel cezanın belirlenmesi aşamasında yapılması gereken bir işlemdir. Nitekim bu husus Ceza Genel Kurulunun 03.07.2012 gün ve 499-271 sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurulu Üyesi; "Bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı, bu nedenle yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğu" görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- ...Ağır Ceza Mahkemesinin 28.03.2013 gün ve 421–117 sayılı direnme hükmünün, sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin, taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile karar verilmesi isabetsizliğinden (BOZULMASINA),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

TEVDİİNE, yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

****YCGK 22.04.2014 E.2013/12-698 - K.2014/201


YCGKEsas : 2012/9-91Karar : 2012/233Tarih : 12.06.2012

BİLİNÇLİ TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA (Trafik Kazası - Alkollü Araç Kullanma)

KAZA MAHALLİNDEN KAÇAN SÜRÜCÜ.

Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında, alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel cezanın 6 yıl olarak belirlenmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.Bilirkişi raporuna göre suç saatinde yaklaşık 146 promil alkollü olan sanığın, yönetimindeki aracı ile Ümraniye TEM otobanında seyir halinde iken, emniyet şeridinde park edip, dörtlü flaşörlerini yakmak suretiyle patlayan araç lastiğini değiştirmeye çalışan ölene çarparak, ölümüne ve araçta bulunan katılanın hayati tehlike geçirmeden ve basit tıbbi müdahale ile giderilecek biçimde yaralanmasına sebebiyet verdiği, olay yerinde durmayarak kaçtığı, olayın meydana gelmesinde kusurunun tam olduğu dikkate alındığında, 2 ile 15 yıl arasında bir ceza tayin ve takdir etmek durumunda olan yerel mahkemece temel cezanın 6 yıl hapis olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

DAVA VE KARAR:

Bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma suçundan sanık M. Ç.`ın 5237 sayılı TCY`nın 85/2 ve 22/3. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, aynı Yasanın 53/6. maddesi uyarınca sürücü belgesinin 2 yıl 6 ay süreyle geçici olarak geri alınmasına ilişkin, Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2010 gün ve 286-54 sayılı hükmün, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.03.2011 gün ve 414-1530 sayı ile;

"... Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK`nın 61/1 ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, ölü-yaralı sayısı ve yaralanma derecesi, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle TCK`nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunacaktır.

Bu ilkeler ışığında; sanığın tamamen kusurlu olduğunun teknik verilere dayalı olarak mahkemece de kabul edildiği somut olayda, bir kişinin ölüp, bir kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmış olması karşısında; 2 yıl ile 15 yıl arasında bir ceza tayin ve takdir etmek durumunda olan yerel mahkemece temel cezanın 6 yıl olarak fazla belirlenmesi...",

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,

Yerel mahkeme ise 18.05.2011 gün ve 144-215 sayı ile;

"... 5237 sayılı TCK`nun 85/2. maddesinde asgari ceza 2 yıl, azami ceza ise 15 yıldır. Ancak bu ceza belirlenirken 5237 sayılı TCK`nun 3/1 ve 61. maddelerindeki ölçütler göz önünde bulundurulması gerekir. Zira, taksirle gelişen bir olayda 100 kişi de ölebilir. Bu durumda acaba 5237 sayılı TCK`nun 3/1. maddesi nasıl yorumlanır? Eşini, babasını kaybeden insanların ızdırapları adalet nezdinde nasıl giderilebilir? Burada olayın gelişimi tamamen sanığın sorumsuz, kuralları hiçe sayarak davranışı sonucunda ölüm ve yaralama olayı meydana gelmiş, sanık aşırı derecede alkollüdür. Tam kusurludur. Trafik kurallarına açıkça uymamıştır. TCK`nun 61. maddesi kapsamında sanığın kusur derecesinin yoğunluğu, suçun işleniş biçimi, yer, zaman özellikleri, aşırı derecede alkollü olması hususları göz önüne alınarak 5237 sayılı TCK`nun 85/2. maddesi uyarınca sanığın cezası takdiren arttırılarak uygulanmıştır ve 6 yıl olarak belirlenmiştir. İnsanların dünyada en kıymetli varlıklar olduğu bilinmekle, bu şekilde bir kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanması olayında olayın gelişimi itibariyle cinayete yakın bir olay gerçekleştirmiş olması karşısında 6 yıllık cezanın 5237 sayılı TCK`nun 3/1. maddesine aykırı olmadığını mahkeme heyeti olarak düşünmekteyiz ve bu nedenle kararımızda da yasal hakkımızı kullanarak ısrar etmek zorunda kaldık. Bir ceza hükmü kurulurken hem olay toplumsal açıdan, mağdur ve sanık açısından değerlendirilmesi gerekir. Suç işleyen insanlar topluma kazandırılacaktır. Ancak mağdur olan insanların da verilen cezada kendi yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle adaleti görmeleri gerekir. Onların da adalete kuşku ile bakmamaları gerekir. Bu nedenle sanık hakkında ceza hükmü kurulurken tüm bu değerler göz önünde bulundurulmuştur…",

Gerekçesiyle ilk hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "onama" istekli 01.01.2012 gün ve 354168 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI: Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında, alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel cezanın 6 yıl olarak belirlenmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Kolluk tarafından düzenlenen 25.07.2009 tarihli tutanakta, kazanın saat 23.00 sıralarında TEM yolu Kavacık istikametinde tır parkı civarında gerçekleştiği, ölümlü trafik kazasına karışan 34 ... ... plaka sayılı 2003 model beyaz renkli Peugeot Partner marka otonun kaza mahallinden yaklaşık 1 km. ileride terk edilmiş halde bırakıldığının belirlendiği,

Adli Tıp Kurumu raporuna göre; olay mahalli otoyol olup tek yönlü, dört şeritli, emniyet şeridi mevcut, zemin asfalt kaplama, yüzeyi kuru, düz ve eğimsiz, vaktin gece, aydınlatmanın mevcut, görüşün ve havanın açık, meskun mahal dışı olduğu, sanık M. Ç.`ın yönetimindeki otomobil ile emniyet şeridi içerisinde duran otomobilin sol yan kesimine sürtünme şeklinde çarptığı, aracın lastiği ile meşgul olan kişiye de çarptıktan sonra bu kişiyi 100 metre ileriye sürüklediği, görüntülerde duran aracın dörtlü flaşörlerinin yanmakta olduğu, sanığın saat 02.32 itibariyle 0.95 promil alkollü bulunduğu, kusurunun tam olduğu, arıza nedeniyle aracını emniyet şeridine çekip dörtlü flaşörlerini de yakmış olan H. A. D.`un olayda kusurunun bulunmadığının tespit edildiği,

Bilirkişinin dosyaya sunduğu raporda; Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde saat 02.32`de alınan alkol raporu sonuçlarına göre sanığın, ölçüm saati itibariyle 0,95 promil alkollü olduğu, alkol tespitinin kazadan 3 saat 2 dakika sonra yani 02.32`de yapıldığı, tıbbi verilere göre vücuttaki alkol oranının her bir saatte yaklaşık olarak 17 promil düştüğü göz önüne alındığında, alkol oranının kaza saati itibariyle en az 1,46 promil ( 17 x 3 = 51 + 95 = 146 )civarında olduğu, bu alkol oranının ise yasal alkol sınırı olan 0,50 promilin 3 katına denk geldiği, yasal sınır olan 0,50 promil miktarının aşılmasının yanında nörolojik verilere göre bir kişinin kandaki alkol miktarının 1,30 ila 1,40 promil seviyesini geçtiği durumlarda bu orandaki alkolün, sürücünün hakimiyetini ve güvenli araç sürme kabiliyetini kaybetmesinde önemli derecede etken olduğu, hareketlerinde ağırlık ve dikkat dağılımını en üst düzeye ulaştırdığının belirlendiği anlaşılmaktadır.

Katılan T. D. aşamalarda özetle: "24.07.2009 günü saat 22.15 sıralarında eşim ölen H. A. D., sevk ve idaresindeki 42 ... ... plakalı araç ile Kartal`dan Beylikdüzü`ne gitmekte iken, araç lastiklerinden birisi patladı. Eşim aracı gittiğimiz otoban emniyet şeridine çekip, dörtlü ikaz lambalarım yaktı. Araçtan inerek lastiği değiştirmekle uğraştığı sırada, ben de şoför koltuğuna geçtim. Hızlı gelen bir araç, aracımızın sol aynasını yerinden kopararak eşime çarptı, kafamı aracın kapısına çarparak yaralandım. Araç, eşimi yerde sürükledi, eşim fırlayarak yolun kenarına emniyet şeridine tekrar düştü. Çarpan sürücü hiç durmadan, aynı hızla yola devam etti. Çarpan sürücünün peşi sıra gelen başka araçtakiler, kazayı gördüklerini ve çarpan sürücünün çarpma anında olay yerinde plakasını düşürdüğünü bana söylediler. Bu sırada olay yerine toplanan kişilerin bildirimi üzerine olay mahalline iki ambulans ve polis ekibi geldi, beni ve eşimi hastaneye kaldırdılar. Ayrıca lastik değiştirme sırasında aracımızın dörtlü tabir edilen dikkat sinyal lambaları yanıyordu. Hatta, emniyet şeridinde bulunduğumuz yerin gerisinde başka bir araç da emniyet şeridindeydi. Eşim, lastiği değiştirdiği ve kendisine aracın çarptığı anda, işlemlerini emniyet şeridi içinde yapmakta idi, olay sırasında zemin kuru, gece idi, ay ışığının olup olmadığını hatırlamıyorum, yolun çevre aydınlanma lambaları olduğunu hatırlıyorum, fren sesi duymadım. Eşimin ölümüne ve benim yaralanmama sebebiyet veren sanıktan şikayetçiyim" şeklinde anlatımda bulunmuştur.

Sanık M. Ç. aşamalarda özetle: "24.07.2009 günü, aracı kullanmadan önce 2 adet bira almıştım, birini içtim, diğeri araçtaydı. Saat 22.30 sıralarında aracımla, Ümraniye`den, TEM otobanından Beykoz`da bulunan ikametime giderken, emniyet şeridinde park halinde bir araç duruyordu, fakat aracın yanında kimseyi görmedim. Birden gürültü duydum, ben aracın kapısına çarptım zannettim. Kaza yerinden takriben 100 mt. ilerde durdum. Aracımı otobanın kenarına park edip, araçtan ayrıldım. Kazanın etkisiyle şoka girdiğimden korktum. Ayrıca alkollü olmam sebebi ile ikametime gittim. Eve panikle gidince oğlum olan M., ne olduğunu sordu. Ben de kaza yaptığımı söyledim. Oğlum da bana kazayı ben yaptım, böyle söyleriz dedi. Oğlum duş aldıktan sonra, evden çıkmaya ve polis merkezine gitmeye hazırlanırken, polis memurları geldi, bizi polis merkezine getirdiler, polis merkezinde kazayı öğrendim. Yayaya çarptığım ve kaza neticesi yayanın öldüğünü öğrendim ve kazayı kendimin yaptığını söyledim. Kazanın ölümlü kaza olduğunu bilmediğimden oğlum ilk başta olayı üstlenmişti, fakat gerçeği öğrenince doğruyu söyledim. Kazadan dolayı pişmanım. Maktulün aracını park ettiği yerde herhangi bir trafik işareti olmadığı gibi, aracın kendi stop lambaları yanmıyordu, yani maktul uyarıcı hiçbir işaret bırakmamıştı. Bu nedenle maktul ile aracını fark etmedim. Ben güvenlik şeridinde araca çarpmış değilim. Yolun en sağından 60-70 km. hızla gidiyordum" şeklinde savunmada bulunmuştur.

5237 sayılı TCY`nın taksirle öldürme suçu 85. maddesinin 1. fıkrasında; "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır", 2. fıkrasında; "Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş, aynı Yasanın "taksiri" düzenleyen 22. maddesinin 3. fıkrasında; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır", 4. fıkrasında da; "Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir" hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı TCY`nın "cezanın belirlenmesini" düzenleyen 61. maddesinin 1. fıkrası; "Hakim; somut olayda; a )Suçun işleniş biçimini, b )Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c )Suçun işlendiği zaman ve yeri, d )Suçun konusunun önem ve değerini, e )Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f )Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g )Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler", aynı maddenin 10. fıkrası ise, "Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir" şeklindedir.

Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCY`nın 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından yasa koyucu, aynı Yasanın 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCY`nın 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte gözönüne alınması gerekmektedir.

Öte yandan, TCY`nın 61/1. maddesindeki ölçütler genel nitelikli olup bunların her biri, her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil, sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Sözgelimi, taksirli suçlar açısından 61/1. maddenin (g )bendinde yer alan "failin güttüğü amaç ve saik" ölçütü uygulanamayacaktır.

Ayrıca, 5237 sayılı TCY`nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3/1. maddesindeki; "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" şeklindeki düzenleme ile de cezanın, işlenen fiilin ağırlığına uygun olarak belirlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Tüm bu yasal düzenlemelere göre, taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu açısından temel cezanın belirlenmesinde; failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği zaman ve yerin, kusurun belirlenmesi sırasında suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da dikkate alınacağında kuşku bulunmamaktadır.

Her ne kadar yasa koyucu, taksirli suçlar açısından 765 sayılı TCY`da yer alan ve matematiksel kusur hesabına dayalı cezalandırma sisteminden vazgeçmiş ise de, 5237 sayılı TCY uygulamasında da alt ve üst sınır arasındaki cezanın meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ile suç konusunun değeri de gözetilerek, fakat ağırlıklı olarak kusura göre belirlenmesi hakkaniyete ve yasaya uygun olacaktır. Bunun dışında, cezanın yasada yer alan objektif ölçütler terk edilerek, tamamen sübjektif olan hak ve nasafet gereğince tayin edilebileceğinin kabul edilmesi halinde ise, kişilere göre değişkenlik gösterecek olan adaletsiz uygulamalar ortaya çıkacaktır.

Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hakimin, bilirkişilerin saptadıkları kusur oranları ile bağlı olmadığı, aksine bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun ne olduğunun ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağının, her olayın özelliklerine göre, bizzat hakim tarafından denetlenebilir ölçütlerle belirlenmesi gerektiği, ayrıca vurgulanması gereken önemli bir husustur.

Bu açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde;

Bilirkişi raporuna göre suç saatinde yaklaşık 146 promil alkollü olan sanığın, yönetimindeki aracı ile Ümraniye TEM otobanında seyir halinde iken, emniyet şeridinde park edip, dörtlü flaşörlerini yakmak suretiyle patlayan araç lastiğini değiştirmeye çalışan ölene çarparak, ölümüne ve araçta bulunan katılanın hayati tehlike geçirmeden ve basit tıbbi müdahale ile giderilecek biçimde yaralanmasına sebebiyet verdiği, olay yerinde durmayarak kaçtığı, olayın meydana gelmesinde kusurunun tam olduğu dikkate alındığında, 2 ile 15 yıl arasında bir ceza tayin ve takdir etmek durumunda olan yerel mahkemece temel cezanın 6 yıl hapis olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Bu itibarla yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;
1- Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.05.2011 gün ve 144-215 sayılı direnme hükmünün (ONANMASINA),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına (TEVDİİNE), yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

YCGK 12.06.2012 E.2012/9-91 - K.2012/233


****Y12CDEsas : 2011/14556Karar : 2011/10295Tarih : 29.12.2011

TRAFİK KAZASI SEBEBİYLE ÖLÜME SEBEP OLMAK ALKOL ORANININ HER SAAT BAŞI %15 AZALMASI TAKSİRLE ADAM ÖLDÜRME BİLİNÇLİ TAKSİR

Olaydan yaklaşık 6.30 saat sonra 48 promil alkollü olduğu tespit edilen sanığın yerleşmiş Adli Tıp Kurumu uygulamalarına göre alkol oranın her saat %15 oranında azalacağı ve bu oran dikkate alındığında kaza anında 138 promil alkolle tekabül edeceği sebebiyle kazanın alkol nedeniyle olduğunun kabulünde zorunluluk vardır.

TCK.22, 85

DAVA VE KARAR:

Taksirle öldürme suçundan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmü katılanlar vekili, sanık müdafii Mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ KARARI:Sair temyiz itirazlarının reddine ancak;

Olaydan yaklaşık 6.30 saat sonra 48 promil alkollü olduğu tespit edilen sanığın yerleşmiş Adli Tıp Kurumu uygulamalarına göre alkol oranın her saat %15 oranında azalacağı ve bu oran dikkate alındığında kaza anında 138 promil alkolle tekabül edeceğinin anlaşılması karşısında olayın sanığın savunmalarında belirttiği nedenlerle değil aldığı alkol nedeniyle olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmasına karşın yazılı şekilde karar verilerek sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi kanuna aykırı, katılan vekilinin ve Mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup;

SONUÇ:

Hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 saylı CMUK`un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi. Y12CD 29.12.2011 E.2011/14556 - K.2011/10295


****Y9CDEsas : 2009/13454Karar : 2010/7469Tarih : 22.06.2010

BİLİNÇLİ TAKSİR ( Sürücü Belgesiz Sürücü ) SÜRÜCÜ BELGESİ BULUNMAYAN SÜRÜCÜ

Sürücü belgesi bulunmayan sanığın, meskun mahalde hızı ve acemiliği nedeniyle, gelişen olayda; TCK`nın 22/3. maddesinde öngörülen bilinçli taksiri oluşmuştur.

TCK.22

1412 Sa.Ka.317

DAVA VE KARAR:

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ KARARI: 1- Katılan Elif Ataol vekilinin yasal süreden sonra olan temyiz talebinin CMUK`nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,

2- Sanık müdafii ile katılanlar Recep Ödemiş, Güldane Ödemiş ve Ferhat Ataol vekilinin temyizlerine gelince;

Sürücü belgesi bulunmayan sanığın, meskun mahalde hızı ve acemiliği nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip, 41 metre lastik izi ile karşı şeride geçerek yol dışına çıkması, önce bir ağaca, kaldırım üzerinde bulunan park halindeki bir motorsiklet ile yayalara çarpıp, sonra bir evin duvarına çarparak durması şeklinde gelişen olayda; TCK`nın 22/3. maddesinde öngörülen bilinçli taksirin oluştuğu gözetilmeden, yazılı şekilde uygulama yapılmak suretiyle eksik ceza tayini,

SONUÇ:

Kanuna aykırı, sanık müdafii ile katılanlar Recep Ödemiş, Güldane Ödemiş ve Ferhat Ataol vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

Y9CD 22.06.2010 E.2009/13454 - K.2010/7469


****YCGK Esas : 2010/1-22 Karar: 2010/42 Tarih : 02.03.2010

KIRMIZI IŞIKTA GEÇMEK ( Olası Kastla Yaralamaya Sebebiyet ) OLASI KASTLA YARALAMAYA SEBEBİYET ( Kırmızı Işıkta Geçmek ) YARALAMAYA SEBEBİYET ( Kırmızı Işıkta Geçmek ) BOZMAYA KARŞI SAVUNMA ALINMADAN HÜKÜM TESİSİ

1. Yasa hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğuracak olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki kanıtlarını sunma olanağı tanınmalıdır. Bu yasa hükümleri savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayanmakta olup, uyulmasında zorunluluk bulunan buyurucu kurallardandır.

Sanık aleyhine olan bozma kararına karşı sanığın diyecekleri saptanmadan hüküm verilmesi yasaya aykırıdır.

2. Yargıtay 1. Ceza Dairesi Görüşü:

Kendisine kırmızı ışık yandığı halde durmayarak kavşağa giren sanığın, kaza olabileceğini ve meydana gelen yaralanma neticesinin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bunları kabullendiği, meydana gelen neticeden sorumlu olduğu ve eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, yazılı şekilde bilinçli taksirle yaralamaya neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi,isabetsizdir.mfk

5320 Sa.Ka.8

CMK.283, 307

TCK.22, 52, 62, 89

1412 Sa.Ka.326

DAVA VE KARAR:

Sanık S. H.`in

5237 sayılı TCY’nın 89/4, 22/3, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 8.100 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına,

52/4. maddesi gereğince adli para cezasının ikişer aylık sürelerle iki yılı geçmemek koşulu ile on eşit taksitle infazına ilişkin,

Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince 22.05.2006 gün ve 40-195 sayı ile verilen hüküm katılan E. Y. vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen

Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.12.2007 gün ve 559-9867 sayı ile;

“ 1-) Oluşa ve dosya içeriğine göre; Olay günü saat 06:30 sıraları sanığın kullandığı LPG tankeri ile seyrederken, kendisine kırmızı ışık yandığı halde durmayarak kavşağa girdiği ve kendilerine yeşil ışık yandığı için kavşağa giren mağdurların da içinde bulunduğu otomobile çarpması sonucu kazaya ve mağdurların yaralanmasına sebep olduğu olayda; Sanığın kaza olabileceğini ve meydana gelen yaralanma neticesinin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bunları kabullendiği, meydana gelen neticeden sorumlu olduğu ve eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, yazılı şekilde bilinçli taksirle yaralamaya neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi,

2-) Gerekçeli kararda yargılama gideri miktarı gösterildiği halde, hükmün esasını oluşturan kısa kararda yargılama gideri miktarı ve dökümünün gösterilmemesi suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında karışıklığa neden olunması ” isabetsizliklerinden bozulmuştur.

Yerel mahkemece 24.03.2008 gün ve 61-78 sayı ile; 1 numaralı bozma nedenine direnilerek aynı şekilde karar verilmiştir.

Bu hükmün de katılan E. Y. vekili ve sanık müdafi tarafından temyizi üzerine,

Yargıtay C. Başsavcılığının 20.10.2008 gün, 189851 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile Yargıtay 1. Ceza Dairesine,

Özel Dairece de 02.12.2009 gün ve 9622-7389 sayı ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümü gereken uyuşmazlık;

Sanığın yaralama suçunu olası kastla mı, yoksa bilinçli taksirle mi işlediğine ilişkin ise de, öncelikle yerel mahkemece aleyhine bozulan hükme karşı sanıktan bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmamasının usule aykırılık oluşturup oluşturmayacağı belirlenmelidir.

İncelenen dosya içeriğine göre; Bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanığa duruşmada hazır olması için gönderilen davetiyenin adreste bulunamadığı için tebliğ olunamadığı, sanık müdafiine ise davetiye tebliğ olunduğu halde duruşmaya gelmediği ve bu suretle önceki hüküm aleyhine bozulmuş olmasına rağmen duruşmaya gelmeyen sanığa bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, yokluğunda hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır.

İlkeleri Ceza Genel Kurulunun 06.02.2007/146-21; 08.10.2002/199-347; 19.03.2002/85-212; 07.07.2009/106-190 gün ve sayılı kararlarında belirtildiği üzere; hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 326. maddesi uyarınca sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunludur.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, ancak 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca henüz uygulanma olanağı kazanmamış bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 307/2. maddesinde de aynı kurala yer verilmiştir. Anılan bu yasa hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğuracak olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki kanıtlarını sunma olanağı tanınmalıdır. Bu yasa hükümleri savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayanmakta olup, uyulmasında zorunluluk bulunan buyurucu kurallardandır.

Somut olayda, sanık Salih’in aleyhine olan bozma kararına karşı diyecekleri saptanmadan hüküm verilmesi yasaya aykırıdır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sair yönleri incelenmeksizin, belirtilen usule aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2008 gün ve 61-78 sayılı direnme hükmünün, sair yönleri incelenmeksizin, öncelikle saptanan usul yanılgısı nedeniyle ( BOZULMASINA ),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.

YCGK 02.03.2010 E.2010/1-22 - K.2010/42


ADAM ÖLDÜRME ( OLASI KASITLA ÖLDÜRME SUÇU )****YCGKEsas : 2010/1-171Karar : 2010/232 Tarih : 23.11.2010

TRAFİK KAZASI SEBEBİYLE ÖLÜME SEBEP OLMAK YAYAYA ÇARPIP KAÇMAK

Sanığın kendisine yönelik saldırıdan kaçarken olayın meydana geldiği ve öleni görmediğine ilişkin savunmalarının dosya içeriğiyle bağdaşmadığı sabit olup, oluş ve kabulde bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, öldürme eyleminin, olası kasıtla mı, yoksa doğrudan kasıtla mı gerçekleştirildiğinin belirlenmesine ilişkindir.Somut olayda, sanık kendisine engel olmak isteyen maktulü gördüğünde, başlangıçta aracını durdurmuş, ancak maktulün aracın önünden geçerek yanına gelmesi için hareketlenmesi üzerine, aracı ile hareket ederek maktule çarpmış, çarpma üzerine de durmayarak, 80-100 metre sürükledikten sonra, aracıyla olay yerinden uzaklaşmış, çarpma ve sürüklenmeye bağlı olarak da ölüm meydana gelmiştir. Fail aracını öldürme suçunda vasıta olarak kullanmıştır. Önünden geçen bir kişiye hızla çarparak onu sürükleyen fail, bu eyleminin sonucunda ölüme sebep olacağını bilebilecek durumda olduğu halde hareketini sürdürmüştür. Somut olayda ölüm, beklenir değil muhakkaktır. Yerel mahkemece sanığın, maktulün ölmesini istediği yönünde dosyaya yansımış her hangi bir delil bulunmadığı, öldürmesi için de bir sebep bulunmadığı gerekçeleriyle önceki hükümde direnilmiş ise de, bir an için failin yaralama kastı ile hareket ettiğini kabul etsek dahi, aracını maktulün üzerine hızla sürerek onu 80-100 metre sürükleyen fail, ölüm sonucunu istemese de, günlük hayat tecrübelerimize göre böyle bir olayda ölüm sonucunun doğması kaçınılmaz olup, fail bu sonuçtan doğrudan kast kuralları uyarınca sorumlu tutulmalıdır.Bu itibarla yerel mahkemece, Özel Dairenin suç niteliğine ilişkin bozmasına karşı uyulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle direnilmesi isabetsizdir.

TCK.21, 22, 53, 58, 62, 63, 81

DAVA VE KARAR:

Sanık M... P...`nın olası kasıtla öldürme suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nın 81/1, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın yasal sonucu olarak aynı Yasanın 53/2. maddesi gereğince 53/1. maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, hakkında 63. maddenin uygulanmasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına ilişkin, Eyüp 3. Ağır Ceza Mahkemesince oyçokluğuyla verilen 29.5.2007 gün ve 105-147 Sayılı re`sen temyize tabi olan hüküm, O yer C. Savcısı, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2008 gün ve 3733-7369 sayı ile;

"… Eniştesi M. ve ablası L.`yı evlerine götürmekte olan sanığın, yolda aracına yakıt almak için durdukları petrol istasyonunda tartışan enişte ve ablasını susturmaya çalışan ve ablasının bağırması üzerine, ablasını arabaya bindirmeye çalışan sanığın bu hareketi, petrol istasyonunda çalışanlarınca yanlış anlamaları üzerine sanık ile tartıştıkları ve olay yerine bağırıp çağıran sanığın; eşini, annesini, enişte ve ablasını olay yerinde bırakarak olay yerinden aracı ile kaçtığı, sanığı durdurmak ve gitmesini engellemek için, aracın önüne geçen maktule, sanığın sevk ve idaresindeki aracı önce yavaşlatıp daha sonra hızlandırarak durmadan maktulün üzerine sürüp, önce çarptığı daha sonra üzerinden geçtiği sonuçta maktulün öldüğü olayda;

1-) Sanığın doğrudan aracı maktulün üzerine sürerek çarpması sonucu maktul öldüğüne göre, sanığın kasten insan öldürme suçundan cezalandırılması yerine, yazılı şekilde olası kastla öldürme suçundan karar verilmesi,

2-) Sanığın tekerrüre esas sabıkası bulunması nedeni ile, hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 58/7. maddesinin uygulanmaması,

3-) 5237 Sayılı T.C.K.nun 53/1-c maddesindeki hak yoksunluğunun şartla tahliye tarihine kadar geçerli sayılması yerine yazılı şekilde infazı tamamlanıncaya kadar karar verilmesi" isabetsizliğinden 1 numaralı sebep yönünden oyçokluğuyla 2 ve 3 numaralı nedenler yönünden oybirliğiyle bozulmuştur. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesince 7.4.2009 gün ve 11-95 sayı ile;

"Bilindiği gibi taksir yeni ceza yasasında bir haksızlık olarak belirlenmiş ancak kasıttan belli özellikleri ile ayrılmıştır, taksirli suçlarda fail kendisine yüklenen dikkat ve özeni göstermemekten yükümlü tutulmaktadır. Nitekim T.C.K.nun 22. maddesinde `taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısı ile bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleşmesidir` şeklinde tanımlanmıştır. Burada ihlal edilen objektif özen yükümlülüğüdür, taksirle işlenen suçlarda kişi taksirli davranışta bulunurken başkasının canını ve malını zarara ve tehlikeye maruz bırakmak konusunda her hangi bir amaç taşımamaktadır. Bu suçlarda kendisine uymakla yükümlü bulunduğu objektif özen yükümlülüklerine niye uymadığı hususu sorulmakta olup kişi bu özen yükümlülüklerine uymadığından dolayı muahaze edilmektedir, somut olayda gerek tanık beyanları gerekse dosya içinde bulunan olay yeri güvenlik kamerası görüntü çözümlerine ilişkin fotoğraflar incelendiğinde ve sanığın kendi beyanı değerlendirildiğinde, sanık, maktulün önüne çıktığını kabul etmekte ve maktule çarptığını bilmektedir, sanığın eyleminin buraya kadar taksirle yaralama suçunu oluşturduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır, sanığın kendi kabulü de ve anlatımı da bu hususu doğrulamaktadır, ancak sanık maktule çarptıktan sonra durmayıp maktulün aracının altına düştüğünü görmesine ve bilmesine rağmen yoluna devam etmiştir, maktul aracın altında takılı kalmıştır ve aracın altında sürüklenmiştir, bu hale göre sanık eğer çarptığı anda durmuş olsaydı taksirle adam öldürmekten sorumlu olacaktı, zira bir metre gibi bir mesafede ve bir saniyelik bir dilim içinde önüne çıkan maktule çarpmış ve belirlenecek kusur oranında sorumluluk cihetine gidilecekti, ancak sanık bununla yetinmemiş yola devam etmiştir, bu hali ile sanığın bundan sonraki aşamada taksirden sorumlu olması söz konusu olamaz, zira bundan sonraki davranışlarında ne objektif özen yükümlülüğünün ihlali ne meslekte veya sanatta acemilik veya özensizlik söz konusu olmayıp, bundan sonraki aşamada öngörme söz konusudur.

Vurma anına kadar sanığın taksirle öldürme suçunu işlediği, bundan sonraki aşamada ise çarptığı ve aracın altına düşen maktulün üzerinden geçerek devam etmesi konusundaki nitelendirme ise incelenen dosya kapsamı tanık beyanları ve CD inceleme tutanaklarına ve dosya içinde bulunan CD çözümündeki fotoğraflara göre, olayın başında maktul ve sanıklar arasında öldürmeyi gerektirir bir düşmanlık bulunmamaktadır, olay mahallinde kavga olmuş ve sanık darp edilmiş olay yerinden kaçmaya çalışmaktadır. Sanık kaçmaya çalışırken sağ tarafından gelen maktul bir metre kala aniden aracın önüne çıkmış ve sanık maktule çarpmıştır, çarpma neticesinde maktul aracın altına düşmüş sanık durmayarak yoluna devam etmiştir, somut olayda öldürme kastının gerçekleştiği anı ve öldürme kastının varlığını tespit etmek mümkün değildir, zira olayın öncesinde ve çarpma anına kadar sanıkta öldürme kastının olmadığı açıktır, bu konuda her hangi bir tereddüt de bulunmamaktadır, kastın oluşması için yeterli bir süre de yoktur, kastı bir haksızlık şekli olarak değerlendirdiğimizde bu aşamaya kadar sanıkta her hangi bir haksızlık söz konusu değildir, kasıt yasada eylemi ve neticesini bilerek ve isteyerek işleme iradesidir şeklinde tanımlanmıştır, somut olayda sanığın olayın başında maktulü öldürmek yönünde bir istek ve iradesi bulunmamaktadır. Somut olayda sanık maktulün aracın altına düştüğünü bilmekte ancak maktulün ölmesini istediği yönünde dosyaya yansımış her hangi bir delil bulunmamaktadır, nitekim maktulü öldürmesi için bir sebep de bulunmamaktadır, sanık maktulün aracın altına düştüğünü ve yola devam ettiği takdirde maktulün aracın altında sürüklenme neticesinde veya üzerinden geçmesi neticesinde ölebileceğini öngörebilmektedir, nitekim sanık ifadesinde bu olaydan şüphelendiğini ve durmak istediğini 100 metre kadar gittikten sonra durduğunu beyan etmektedir, bu hali ile sanık maktulün aracın altına düştükten sonra ölebileceğini öngörmekte genel hayat tecrübeleri ile bu hususu bilebilmekte ancak bu hususu doğrudan doğruya istememektedir, sanık maktulün ölmesini öngörmekte ancak bunu umursamamaktadır, ölebileceğini kabullenmekte buna engel olmak için her hangi bir çaba içine girmemektedir.

Somut olayda sanık maktulün aracın altında sürüklenme neticesinde ölebileceğini ön görmekte ve muhtemel saymaktadır ancak bu neticeyi kabullenmiş ve aracını sürmeye devam ederek maktulün yaralanmasına ve ölümüne sebebiyet vermiştir, olayda olası kast ile adam öldürme suçu oluşmuştur" gerekçeleriyle, suç niteliği yönündeki bozma ilamına direnilmek suretiyle, sanığın 5237 Sayılı TCK.nın 81/1, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, Mükerrir olan sanık hakkında, 5237 Sayılı T.C.K.nın 58/7. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına, infazın tamamlanmasından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına,

Sanığa verilen cezanın yasal sonucu olarak T.C.K.nın 53/1. maddesinin, a, b, d ve e bendlerinde yazılı haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, c bendinde yazılı yetkiler açısından ise şartlı salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına, hakkında 63. maddenin uygulanmasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına, suç niteliği yönünden oyçokluğuyla diğer nedenler yönünden oybirliğiyle karar verilmiştir.

Re`sen temyize tabi olan hüküm, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmekle, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 10.7.2010 gün ve 162189 Sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI: Sanıkmüdafiincehükümün duruşmalı olarak incelenmesi istemiyle temyiz yasa yoluna başvurulmuş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunda temyiz incelemesinin duruşmalı yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığından, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin reddiyle dosya üzerinde yapılan incelemede;

Sanık M... P...`nın savunmaları, tanıklar Mustafa K..., Aslı P..., Leyla P..., Lütfiye P..., Cahit Ç..., Bedri T..., Orhan T..., Recep Ö..., Tacettin Ç..., Kenan K..., Şahin K..., Bedrettin T... ve Beşir C...`in anlatımları, morg ihtisas dairesince düzenlenen 22.12.2005 tarihli rapor, cd çözümleri ve tüm dosya kapsamı ile;

Sanık M... P...`nın 5.12.2005 günü saat 20.30 civarında yanında, Mustafa K..., eşi Aslı P... ve annesi Lütfiye P... olduğu halde, kullandığı araçla imam nikahlı eşi Mustafa K...`dan ayrılarak Küçükçekmece`de bulunan sığınma evinde kalan kızkardeşi Leyla P....`yı alarak annesinin evine bırakmak için hareket ettiği, maktul M... U...`ın müdürlüğünü yaptığı benzin istasyonuna aracına gaz almak için geldiği, benzin istasyonunda Leyla P. ile Mustafa K. arasında tartışma yaşandığı, seslerin yükselmesi üzerine istasyon müdürü olan maktulün dışarı çıkarak, istasyon çalışanlarına ne olduğunu sorduğu, bu sırada sanık M... P...`nınkızkardeşi Leyla P...`ya yönelik darp eylemlerini sürdürdüğü, Leyla P...`nın da kardeşine vurma diyerek yalvardığı, bunu gören maktulün, sanığın yanına giderek, bir kadına sokak ortasında el kaldırmasının yanlış olduğunu belirterek sanığı uyardığı, ancak sanığın bu uyarıya hakaretlerle karşılık verdiği, bunun üzerine maktulün, araç sürücüsünden benzin istasyonunu terk etmesini istediği, araç içinde bulunan Leyla P.`ya durumu polise bildireceğini söyleyerek araçtan inmesini istediği, sanığın, tehditlerle aracına binerek süratli bir şekilde aracını gaz pompasına doğru sürdüğü, araçtan inip, benzin istasyonunu yakacağını, havaya uçuracağını söyleyerek tehditlerini sürdürdüğü, bu arada durumun emniyete bildirildiği, sanığın tekrar aracına binerek uzaklaşmak istemesi üzerine, maktulün polise durumun bildirildiğini söyleyerek, sanığın gitmesine engel olmaya çalıştığı, aracıyla yola çıkan sanığın, önüne geçen maktulü görmesi üzerine önce durduğu, maktulün de aracın önünden geçerek, aracın sol tarafına sanıkla konuşmak üzere hareket etmesi üzerine de, henüz sol tarafa geçmeden, sanığın aniden aracını hareket ettirerek maktule çarptığı, kaputun üzerine düşen maktulün, kaputun üzerinden kayarak aracın altında kaldığı, maktul aracın altında olduğu halde sanığın hızını yavaşlatmamak ve durmamak suretiyle, maktulü aracıyla 80-100 metre kadar sürüklediği, daha sonra maktulün üzerinden geçerek olay yerinden aracıyla ayrıldığı, sanığın 6.12.2005 günü saat 12.05 sıralarında avukatı ile gelerek polis merkezine teslim olduğu, ölümün ağır genel beden travmasına bağlı çok sayıda kot, uyluk kafatası kırıklarıyla birlikte iç organ laserasyonundan gelişen iç ve beyin kanaması sonucu meydana geldiği, sanığın kendisine yönelik saldırıdan kaçarken olayın meydana geldiği ve öleni görmediğine ilişkin savunmalarının dosya içeriğiyle bağdaşmadığı sabit olup, oluş ve kabulde bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, öldürme eyleminin, olası kasıtla mı, yoksa doğrudan kasıtla mı gerçekleştirildiğinin belirlenmesine ilişkindir.

5237 Sayılı T.C.K.nın 21. maddesinin 1. fıkrasında; kast, suçun yasal tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlanmış, öğretide de kast, genel kabul gören düşünceye göre, suçun yasal tanımında yer alan objektif unsurların bilinmesi ve istenmesi biçiminde tarif edilmiştir. Görüldüğü gibi kast, bilme ve isteme şeklinde ifade edilen iki unsurdan oluşmaktadır. Fail, hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini biliyor ve bunu istiyorsa kasten hareket ettiği kabul edilmelidir, ancak failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olamasa dahi kast kapsamında değerlendirilmelidir.

Olası kast ise Yasanın 21. maddesinin 2. fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanmış, bu kasttürü ile ilgili başkaca ayırıcı bir unsura yer verilmemiş, 5237 Sayılı Kanunun 22. maddesinin 2. fıkrasında bilinçli taksirin; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" şeklinde tanımlanması nedeniyle, bu kast türünün bilinçli taksirle karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, yasa koyucu da, madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsüne, madde gerekçesinde; "olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçüyü ortaya koymuştur. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüye gelince, buradaki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerimize göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısında da, doğrudan hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran ölçüt, suçun yasal tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır.

Somut olayda, sanık kendisine engel olmak isteyen maktulü gördüğünde, başlangıçta aracını durdurmuş, ancak maktulün aracın önünden geçerek yanına gelmesi için hareketlenmesi üzerine, aracı ile hareket ederek maktule çarpmış, çarpma üzerine de durmayarak, 80-100 metre sürükledikten sonra, aracıyla olay yerinden uzaklaşmış, çarpma ve sürüklenmeye bağlı olarak da ölüm meydana gelmiştir. Fail aracını öldürme suçunda vasıta olarak kullanmıştır. Önünden geçen bir kişiye hızla çarparak onu sürükleyen fail, bu eyleminin sonucunda ölüme sebep olacağını bilebilecek durumda olduğu halde hareketini sürdürmüştür. Somut olayda ölüm, beklenir değil muhakkaktır. Yerel mahkemece sanığın, maktulün ölmesini istediği yönünde dosyaya yansımış her hangi bir delil bulunmadığı, öldürmesi için de bir sebep bulunmadığı gerekçeleriyle önceki hükümde direnilmiş ise de, bir an için failin yaralama kastı ile hareket ettiğini kabul etsek dahi, aracını maktulün üzerine hızla sürerek onu 80-100 metre sürükleyen fail, ölüm sonucunu istemese de, günlük hayat tecrübelerimize göre böyle bir olayda ölüm sonucunun doğması kaçınılmaz olup, fail bu sonuçtan doğrudan kast kuralları uyarınca sorumlu tutulmalıdır.

Bu itibarla yerel mahkemece, Özel Dairenin suç niteliğine ilişkin bozmasına karşı uyulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle direnilmesi isabetsizdir.

Diğer yönden, yerel mahkemece, mükerrir olan sanık hakkında, 5237 Sayılı T.C.K.nın 58/7. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına, infazın tamamlanmasından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmiş ise de, hangi ilam sebebiyle mükerrir sayıldığı ve tekerrür uygulamasına hangi hükümün esas alındığı belirtilmemiştir.

Ayrıca, sanığa verilen cezanın yasal sonucu olarak T.C.K.nın 53/1. maddesinin, a, b, d ve e bendlerinde yazılı haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, c bendinde yazılı yetkiler açısından ise şartlı salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmek suretiyle, 53. maddenin 3. fıkrasındaki, "koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısında, c bendinin uygulanamayacağı hükmüne aykırı davranılmıştır. Bu itibarla direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı ve diğer iki hukuka aykırılık nedenleriyle bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi, "Yerel Mahkeme direnme hükmünün suç niteliği yönünden isabetli olduğu" yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1-) Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi`nin 7.4.2009 gün ve 11-95 Sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına (TEVDİİNE ), yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.

YCGK 23.11.2010 E.2010/1-171 - K.2010/232


YARGITAY 12. Ceza Dairesi

Esas No: 2012/7892

Karar No: 2013/2056

Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiin sanığın kusrlu olmadığına ilişkin temyiz itirazlarının reddine,ancak

İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;

  1. a- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
  2. b- Hareketin iradiliği,
  3. c- Neticenin iradi olmaması,
  4. d- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
  5. e- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.

Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Tüm açıklamalar çerçevesinde;

Sanığın idaresindeki hayvan gübresi yüklü kamyonla gece vakti yağışlı havada, ıslak zeminde çift yönlü, yokuş aşağı eğimli, sola doğru sert virajlı yolda seyrederken hızını yol şartlarına ayarlamamaktan dolayı şerit ihlali yaparak karşı şeride taşması ile karşıdan gelen katılanların içinde bulunduğu araca çarpması şeklinde gelişen bir kişinin öldüğü üç kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda bilinçli taksirin şartlarının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazı bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sa


YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

Esas Numarası: 2013/12-692

Karar Numarası: 2013/587

Karar Tarihi: 03.12.2013

* SANIĞIN TAKSİRLE BİR KİŞİNİN ÖLÜMÜNE NEDEN OLMA SUÇUNDAN CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLEN OLAYDA, ÖZEL DAİRE İLE YEREL MAHKEME ARASINDA OLUŞAN VE CEZA GENEL KURULUNCA ÇÖZÜMLENMESİ GEREKEN UYUŞMAZLIK SANIĞIN EYLEMİNİ TAKSİRLE Mİ YOKSA BİLİNÇLİ TAKSİR İLE Mİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN OLDUĞU * BİLİNÇLİ TAKSİR BASİT TAKSİR AYRIMI

* SANIĞIN TAKSİRLE BİR KİŞİNİN ÖLÜMÜNE NEDEN OLMA SUÇUNDAN CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLEN OLAYDA, ÖZEL DAİRE İLE YEREL MAHKEME ARASINDA OLUŞAN VE CEZA GENEL KURULUNCA ÇÖZÜMLENMESİ GEREKEN UYUŞMAZLIK SANIĞIN EYLEMİNİ TAKSİRLE Mİ YOKSA BİLİNÇLİ TAKSİR İLE Mİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN OLDUĞU * BİLİNÇLİ TAKSİR BASİT TAKSİR AYRIMI

5237k/85, 22

ÖZETİ: Sürücü belgesi bulunmayan sanığın olay günü 20.30 sularında lamba ile aydınlatılmış yolda, kendisi ile aynı yönde kaldırım kenarında ve kaplama içerisinde yürüyen ölene, arkasından çarpması şeklinde meydana gelen olayda, bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan sanık (H.Y.)’ın 5237 sayılı TCK’nun 85/1 ve 22/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, (A.) 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2010 gün ve 613-716 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.06.2012 gün ve 21409 – 13906 sayı ile;

“Sürücü belgesi bulunmayan sanığın olay günü 20.30 sularında lamba ile aydınlatılmış yolda, kendisi ile aynı yönde kaldırım kenarında ve kaplama içerisinde yürüyen ölene, arkasından çarpması şeklinde meydana gelen olayda, bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 03.10.2012 gün ve 593 – 644 sayı ile;

“… Ehliyetsiz bir kişinin her tarafı görebildiği, lamba ile aydınlatılmış bir yolda kaldırım kenarında yürüyen kişiye çarparak ölümüne sebebiyet verdiği kabul edildiğine göre TCK’nun 22/3. maddenin uygulanmama gerekçesinin ne olduğu mahkememizce anlaşılamamıştır. TCK’nun 22/3. madde de bilinçli taksir eylemi düzenlendiğinde “şu hallerde bilinçli taksir olur” şeklinde bir bilgi olmadığına göre bu hususun takdiri yargılama yapan mahkemeye bırakılmıştır.

Araç kullanan bir kişinin o aracı kullanma ehliyetinin bulunması yasal bir koşuldur. 2918 sayılı Kanunda ehliyetsiz araç kullanmanın kabahat nevi cezaya bağlanması hiçbir şekilde verilecek cezaya bilinçli taksirin uygulanmasına engel teşkil edemez. Bu husus kabul edildiğinde Türkiye genelinde tüm ehliyetsiz araç kullanan kişilerin neden olabilecekleri ya da neden oldukları taksirli ölüm olaylarında bilinçli taksir uygulanamaz sonucu çıkar ki; bu husus hukuk prensiplerine ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Aşağıda kapsamlı gerekçesi gösterilecek olsa da araç kullanma ehliyeti bulunmayan bir kişinin kaldırım kenarında yürüyen 19 yaşında bir kişiye tamamen aydınlatılmış yolda vurması ve ölümüne neden olması başlı başına o aracı kullanma ehliyetinin bulunmadığının delili kabul edilmiş ve bu nedenle bozma kararına uyulmamıştır…

Her şeyden önce 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ile kusur oranlama işlemi yürürlükten kaldırılmıştır. Kusur oranı ne olursa olsun kanunda belirtilen cezanın alt sınırda olsa verilmesi hüküm altına alınmıştır. Ceza yargılaması yapan hiç bir mahkeme hiç bir bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı gibi hangi raporun hukuka uygun olduğunu kabul etme özgürlüğü ve iradesine sahiptir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Anglosakson ülkelerinde sadece ehliyetsiz araç kullanmak suretiyle ölüme sebebiyet veren kişiler adam öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmaktadırlar. Ülkemizde bunu sağlayacak bir yasa hükmü olmadığından sürücü belgesiz bir insanın araç kullanması ancak hakimin vereceği dengeli kararla ceza adaletine yardımcı olacaktır. Sanığın bizzat sürücü belgesiz araç kullanması asli kusurlu olsun, tali kusurlu olsun olayda her şeyden önce kusurlu olması için geçerli bir nedendir. Kusurun asli, tali, birinci derecede, ikinci derecede olması sadece Asliye Hukuk Mahkemelerindeki tazminat davalarının konusunu oluşturan bir olgudur. Sanık sonuç olarak sürücü belgesiz, ehliyetsiz bu yeteneklere haiz olduğu yasaca saptanmadan araç kullanarak 19 yaşındaki bir gencin ölümüne neden olduğuna göre üçüncü bilirkişi, olmadı dördüncü bilirkişi gibi yollara gidilip katılanların acısını daha da artırmak yargılama görevi yapan hakim tarafından uygun görülmemiş ve savunma bu gerekçelerle kabul edilmemiştir” gerekçesiyle direnerek, sanığın ilk hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2013 gün ve 289634 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini taksirle mi, yoksa bilinçli taksir ile mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

21.03.2009 günü saat 20.30 sıralarında sürücü belgesi bulunmayan sanığın sevk ve idaresindeki araç ile yanında arkadaşı tanık (G.) olduğu halde seyir halinde iken, olay yeri olan (A.*) ilçesi (F.Ç.) Mahallesi (…) Caddeye geldiğinde, havanın açık ve yağışsız, zeminin asfalt ve kuru, seyir yönünde hafif eğimli, yatayda virajlı ve 8 metre genişliğindeki iki yönlü, lamba ile aydınlatılmış yolda, taşıt yolu içerisinde kaldırıma yakın yerde yürüyen ölen (E.)’e aracın sağ ön kısmı ile arkadan çarptığı, çarpma neticesi kaldırıma fırlayan (E.)’in olay yerinde öldüğü, çarpmadan sonra kaçan ve ertesi gün izinli olarak geldiği askeri birliğe geri dönen sanığın ilk aşamada yakalanamaması nedeniyle alkol muayenesinin yapılamadığı, olay yerinde herhangi bir fren izine rastlanmadığı,

Soruşturma aşamasında trafik polisi bilirkişinin düzenlediği raporda; “yayanın yaya kaldırımını kullanmadığı ve taşıtları göremeyecek şekilde yürüdüğü için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138/a ve b maddesini ihlal ettiğinden birinci derecede kusurlu olduğu, sürücünün ise hızını yol ve trafik durumuna göre ayarlamadığından 2918 sayılı Kanunun 52. maddesini ihlal etmesi nedeniyle ikinci derecede kusurlu olduğu” açıklamasına yer verildiği, Mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda da ilk rapordaki benzer değerlendirmeler yapılarak, ölenin birinci derecede, sanığın ise ikinci derecede kusurlu olduğunun bildirildiği,

Katılanlar vekilinin talebi üzerine dosyanın gönderildiği (A.) Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda ise; “…Sürücünün aydınlatması olan yolda seyrederken, yola gereken dikkatini vermediği, hızını görüşüne ve mahal şartlarına göre ayarlamadığı, dalgın ve dikkatsiz biçimde seyrini sürdürüp önünde yolun sağ kenarında kaldırıma yakın yerde aynı yönde yürümekte olan yayaya tehlikeli biçimde yaklaşıp arkadan önlemsiz-ce çarptığı olayda asli kusurlu olduğu, yayanın ise gece vakti yolun kenarındaki 3 metre genişliğinde olan yaya kaldırımını kullanabileceği halde bu yeri kullanmayıp kaldırımın kenarına yakın vaziyette, taşıt yolu içerisinde ve araçlara sırtı dönük şekilde yol boyunca yürümekle kendi can güvenliğini ve trafik güvenliğini tehlikeye düşürdüğü, dikkatsizliği tedbirsizliği kurallara aykırı hareketiyle sebebiyet verdiği ve söz konusu otomobilin çarpmasına maruz kalarak kendi ölümüyle sonuçlanan olayda tali kusurlu olduğu…” bilgisinin yer aldığı, Tanıklar (F.) ve (C.)’in aşamalardaki beyanlarında; olay yerinin karşısında bulunan kaldırımda yürüdükleri esnada ölenin yolun karşısında cadde üzerinde kaldırımın kenarında yürürken arkasından hızlı bir şekilde gelen aracın fren yapmadan ölene çarparak olay yerinden hızlı bir şekilde kaçtığını, yolda aydınlatma lambası olup, yolun boş olduğunu belirttikleri,

Tanık (G.)’nin beyanında; olay sırasında kendisinin de araçta olduğunu, teyple uğraşırken bir anda çarpma sesi duyduğunu, herhangi bir kimseye çarptıklarını fark etmediğini, aracın ortalama 50 km hızla gittiğini ifade ettiği,

Sanığın aşamalardaki savunmalarında özetle; askeri birliğinden 5 günlük izin alarak geldiğini, arkadaşı ile ba-basına ait otomobili izinsiz alarak gezmeye çıktıklarını, kazanın tam olarak nasıl olduğunu anlamadığını, yolun karanlık ve hafif virajlı olduğu için şahsı göremediğini, ehliyetinin olmadığı için panikleyerek kaçtığını, olay anında 50-60 km hızla gittiğini savunduğu, anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir, istisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.

5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.

  1. 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
  2. 2- Hareketin iradi olması,
  3. 3- Sonucun istenmemesi,
  4. 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
  5. 5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.

5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngöre-memesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın hafif eğimli ve virajlı yolda, yol şartlarına göre hızını ayarlamayarak yol kenarında yürümekte olan (E.)’e arkadan çarparak ölümüne neden olması şeklinde gelişen olayda, alkollü olduğu ya da aşırı süratli ve tehlikeli şekilde araç kullandığına dair delil bulunmadığı gibi, araç kullanmayı bilmediği de ileri sürülmeyen sanığın, meydana gelen neticeyi öngörmesi gerektiği halde gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek öngöremediği, dolayısıyla bilinçli taksir halinin bulunmadığının kabulü gerekmektedir.

Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. (12 CD.nin 12.09.2013 gün 1592-19861 ve 08.10.2013 gün 2681-22998 sayılı kararları). Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Açıklanan nedenlerle,

1- (A.) 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2012 gün ve 593 – 644 sayılı direnme hükmünün sanığın eylemini taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin, bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 03.12.2013 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak hükmün BOZULMASINA, 23.01.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


T.C. YARGITAY

Ceza Genel Kurulu

Esas No :2008/9-43

Karar No :2008/62

Tarih :25.03.2008

TAKSİRLE ÖLDÜRME TAKSİR BİLİNÇLİ TAKSİR

5237 s. Yasa m. 22,85

Sanık Doğukan’ın 5237 sayılı TCY’nin 85/2, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCY’nin 53/6. maddesine göre cezasının infazından sonra ehliyetinin 1 yıl süre ile geri alınmasına ilişkin (Sincan İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)’nce verilen 12.02.2007 gün ve 59-24 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 03.07.2007 gün ve 6006-5856 sayı ile;

“Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre olayda bilinçli taksirin koşullarının oluşmadığı gözetilmeden sanık hakkında tayin olunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uyannca arbnma tabi tutulması…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme ise, 17.09.2007 gün ve 178-145 sayı ile;

“…Olay günü sabah erken saatlerde, görüş mesafesi ve hava açıkken, herhangi bir yağış yokken, sevk ve idaresindeki otobüs ile kavşağa geldiğinde, kendi yönünden gelen araçlara “dur işareti levhası” anlamını taş/yan kırmızı fasılalı ışık yandığı halde, durup yolun geçişe uygun, açık olduğunu gördükten sonra yeniden hareket etmesi gerekirken, bunu yapmayıp, hızını dahi azaltmayarak bu şekilde kavşağa girmiş, fasılalı kırmızı ışığın yandığı iki trafik levhasını geçmiştir. Bu sırada aynı kavşağa açılan sağ taraftaki yoldan kavşağa giriş yapmak üzere olan maktul Mehmetln geliş yönündeki araçlara, kavşağa girerken yavaşlayarak dikkatlice geçilmesi anlamını taşıyan sarı fasılalı ışık yanmaktadır. Geçiş önceliği adı geçen maktulde iken ve sanığın maktulün kullandığı araca durup bekleyerek yol vermesi gerekirken, maktulün kullandığı araca çarparak kazaya neden olabileceğini öngörmesine rağmen, kullandığı araçla hızlı ve kontrolsüz bir şekilde “geçerim” düşüncesi ile kavşağa giriş yapmış, bu şekilde geçiş önceliğine sahip diğer aracı altına alarak metrelerce sürükleyip iki kişinin ölümüne neden olmuştur. Karayolları Trafik Kanunu’nun 47/b maddesinde, karayollarından faydalananların trafik ışıklarına uymak zorunda olduktan hükme bağlanmış, 19.10.1985 tarihli Trafik Işıkları Hakkındaki Yönetmeliğin 9. maddesinde ise trafik ışıklarının, trafiğin güvenli akışını sağlamak, araçların ve yayalann yolu sıra ile kullanmalannı düzenlemek amacıyla tesis edilen ışıkların işlevleri ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Ehliyet/I sürücü olan ve trafik kurallarını bilen sanığın meydana gelen neticeyi istemediği, ancak öngördüğü, fakat buna rağmen neticen/n meydana gelmeyeceğine olan güven ile yükümlülüklerine aykın davrandığı, dolayısıyla bilinçli taksirle hareket ettiği açıktır…” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii ve o yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C.Başsavcılığı’nın “onama” istekli 28.01.2008 günlü tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nin 318. maddesinde, Ceza Genel Kurulu’nda incelemenin duruşmalı yapılabileceğine ilişkin bir hüküm yer almadığından, sanık müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteminin reddine karar verildikten sonra dosya üzerinden yapılan incelemede:

Sanığın taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan 5237 sayılı TCY’nin 85/2, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar, verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözümü gereken uyuşmazlık, bilinçli taksir halinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Olayın oluş şekline ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibariyle de herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

İnceleme konusu olayda;

Sanığın 19.09.2006 günü saat 06.00 sıralarında kullandığı halk otobüsü ile olayın meydana geldiği kendisine fasılalı kırmızı ışığın yanmakta olduğu kavşağa girdiği sırada, kendi yönüne fasılalı sarı ışık yanan ölen Mehmet’in kullandığı araca kavşak içerisinde çarparak bu aracın 33 metre sürüklenmesine ve araçta bulunan sürücü Mehmet ile yolcu Ufuk’un ölümüne sebebiyet verdiği, sanığın kullanmış olduğu halk otobüsünün çarpmanın etkisiyle duramayarak önce orta kaldırımı (refüj) aşıp karşı şeride geçtiği, sonrasında tekrar kendi şeridine dönerek çarpma noktasına 150 metre mesafede durabildiği, Ego Genel Müdürlüğü’nün 03.03.2006 günlü yazısından süresiz olarak toplu taşıma araçlarında çalışmama cezası almış bulunan sanığın kazadan sonra halk otobüsünü olay yerinde bırakarak kaçtığı, bir süre sonra kullandığı başka bir araç ile kaza yerine hızla gelip duramayarak olay yeri güvenliği için polis tarafından konulan plastik dubalara çarptığı ve bu nedenle görevli polislerle bir süre tartıştığı, bir süre sonra tekrar olay yerine yaklaştığı sırada kendisinin ölümlü trafik kazasının şüphelisi olduğunu yapılan telsiz anonsu ile anlayan polislerce durması yönünde kendisine yapılan ihtarlara karşın durmayarak aracıyla kaçtığı, takip edildiyse de süratli olması nedeniyle yakalanamadığı ve ancak saat 14.00 sıralarında kendiliğinden gelerek teslim olduğu, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan 02.12.2006 tarihli üç kişilik bilirkişi heyeti raporunda; sanığın meydana gelen olayda dikkatsiz, tedbirsiz ve kurallara aykırı hareketleri ile tamamen kusurlu olduğu, diğer sürücü ölen Mehmet’in ise herhangi bir hatalı davranışının ve mevcut koşullarda alabileceği bir önlemin bulunmadığından kusursuz olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından taksir ve bilinçli taksir kavramlarının incelenerek karşılaştırılması gerekir.

5237 sayılı TCY’nin 22/2. maddesinde ^dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanan taksir, görüldüğü gibi istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkan ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradiliği,

3- Neticenin iradi olmaması,

4-Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Neticenin öngörülebilir olması, şeklinde kabul edilmektedir.

Bilinçli taksir ise, 5237 sayılı TCY’nin 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi taksir ile bilinçli taksir arasındaki yegane fark; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla özellikle görevlidir.

Öte yandan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 47/B maddesinde sürücülerin trafik ışıklarına uymak zorunda olduğu, 52/A maddesinde kavşaklara yaklaşırken hızlarını azaltmalarının gerektiği, 57/A maddesinde ise kavşaktaki koşullara uyacak şekilde yavaşlamak, dikkatli olmak ve geçiş hakkı olan araçların geçmesine imkan vermek zorunda oldukları hükme bağlanmakta, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 95/B, 101/A ve 109/A maddelerinde de bunlara paralel düzenlemeler yer almaktadır. 19.06.1985 gün ve 18789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinde fasılalı olarak vanıp sönen sarı ışık, “ikaz anlamında olup, bu yerin yavaş ve dikkatli geçilmesini bildirir, (yolver işaret levhası gibi)” şeklinde, fasılalı olarak yanıp sönen kırmızı ışık ise, “dur işareti levhası anlamında olup, gidilecek yolun açık olduğu görüldükten sonra yeniden hareket edilmesini bildirir” biçiminde tanımlanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olayı incelediğimizde;

Ego Genel Müdürlüğü tarafından verilen süresiz olarak toplu taşıma araçlarında çalışmama cezası bulunan sanığın kullanmakta olduğu halk otobüsü ile olayın olduğu kavşağa yaklaşırken 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 52/A ve 57/A maddeleri uyarınca hızını azaltması ve dikkatli olmak suretiyle geçiş hakkı olan araçların geçmesine imkan vermesi gerekirken, süratli bir şekilde kavşağa yaklaşması, Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesine göre dur işareti anlamına gelen ve ancak gidilecek yolun açık olduğunu gördükten sonra hareket edilmesi gerektiğini belirten fasılalı kırmızı ışığın kendisine yanıyor olmasına karşın, anılan Yasa’nın 47/B maddesine aykırı olarak durmak bir yana, hızını dahi azaltmadan kavşağa girmesi, kavşağın ortasındaki ikinci fasılalı kırmızı ışığı da geçtikten sonra kendisine fasılalı sarı ışık yanması nedeniyle kavşağa giren ölen Mehmet’in kullandığı araca fren yapma fırsatı bile bulamadan yandan çarpması hususları bir bütün olarak gözönüne alındığında, sanığın meydana gelen neticeyi 5237 sayılı TCY’nin 22/3. maddesi kapsamında öngördüğünün, ancak istemediğinin, dolayısıyla da olayda bilinçli taksir halinin bulunduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle, yerel mahkemenin direnme kararı isabetli olduğundan, onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi; “olayda bilinçli taksirin koşullarının bulunmadığı” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1- Yerel mahkeme direnme hükmünün (ONANMASINA),

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına

TEVDİİNE, 25.03.2008 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak karar verildi.


YAYANIN FAİL OLMASI ( Taksirle Öldürme Suçu - Bir Kişinin Ölümü İle Sonuçlanan Trafik Kazasında Asli Kusurlu Olduğu Tespit Edilen Sanığın Yaya Olması ve Herhangi Bir Trafik Aracını Kullanmaması Nedeniyle Taksirle Ölüme Neden Olma Suçundan Ceza Sorumluluğu Bulunmadığından Bahisle Hükmün Bozulmasına İlişkin Özel Daire Kararının İsabetsiz Olduğu )

Suç tarihinde sanığın seyir halinde olan araçların geçişini beklemeden sol taraf orta refüj aralığından yola inip sol şerite geçmek suretiyle motosiklet sürücüsünün kendisine çarpmasına ve meydana gelen kaza sonucu ölümüne neden olduğu olayda, yolun karşı tarafına geçmeden önce seyir halinde olan araçları dikkate alma ve geçiş için emniyetli ortamın oluşmasını taşıt yolunun dışında bekleme yükümlülüğü olduğu halde, bu yükümlülüğe uymayarak ve böylece kendisi için öngörülmüş trafik kurallarını ihlal etmek suretiyle yola çıkan sanık, bu davranışı ile bir kazaya sebep olacağını, bir aracın kendisine çarpabileceği gibi, çarpmamak için direksiyonu kırmak suretiyle seyir düzenini bozup başka bir yaya veya araca da çarpabileceğini, böylece kendisi dışındaki kişilerin yaralanma veya ölüm sonucunun meydana gelme ihtimalini düşünüp bu konuda gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerekir.

Sanık hakkında görülen dava taksirle bir kişinin ölümüne neden olmak suçuna ilişkindir. Sanığın yola inme hareketinin iradi olması ve fakat meydana gelen ölüm neticesinin iradi olmaması, hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması, olayın oluş şekline göre öngörülebilir olmasına rağmen sanık tarafından ölüm neticesinin öngörülememiş olması ve Türk Ceza Kanununda öldürme suçunun taksirle de işlenebileceğinin hüküm altına alınmış bulunmasına göre, somut olayda, taksirin şartları ve taksirle ölüme neden olma suçunun unsurları gerçekleşmiş olduğundan yaya olan asli kusurlu sanığın hukuki sorumluluğunun yanında cezai sorumluluğunun da mevcut olduğu kabul edilmelidir.

Bu nedenle, yerel mahkemece sanığın taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve kanuna uygun olup, bir kişinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasında, asli kusurlu olduğu tespit edilen sanığın yaya olması ve herhangi bir trafik aracını kullanmaması nedeniyle, taksirle ölüme neden olma suçundan ceza sorumluluğu bulunmadığından bahisle hükmün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetsizdir. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/12-10, K. 2014/80, T. 18.2.2014 )

- Fail yaya dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle, geçmemesi gereken bir yerden geçmiştir. Failin bu davranışı hem ortak tecrübe kurallarına hem de pozitif hukuk kurallarına aykırıdır. Zira fail yoldan karşıdan karşıya geçerken, Trafik Kanununun 68 ve Yönetmeliğin 138. maddelerine açıkça aykırı davranmıştır. Fail hareketini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiştir. Yola başkası tarafından itilmiş veya yola çıkmak için zorlanmış değildir. Akan bir trafiğe yayanın kendisini atması halinde, bu hareketin trafikte tehlike veya zararlı bir sonuca yol açacağı, makul orta zekâdaki her insan tarafından kabul edilebilecek bir durumdur. Şüphesiz ki doğan sonuç fail tarafından istenmiş değildir, zaten istenmiş olsaydı, taksirden dolayı değil kasten sorumluluğu söz konusu olacaktı. Yayanın hareketi ile doğan sonuç arasında da illiyet bağı bulunmakta, dolayısıyla failin taksirli suçtan cezalandırılması için yasanın aradığı tüm koşullar gerçekleşmiştir. (http://66.221.165.115/cgi-bin/highlt/ibb/highlight.cgi?file=ibb/files/cgk-2013-12-10.htm&query=trafik%20kazas%FD#fm )


ÖZEL VE TEKNİK BİLGİ ( Trafik Kazasına Karışan Araç Sürücülerinin Kazanın Oluşumundaki Kusur Oranlarının Belirlenmesinin Özel ve Teknik Bilgiyi Gerektirdiği ve Bu Konuyu Hâkimin Hukuki ve Mesleki Bilgisi İle Çözümleyemeyeceği - Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat )

Trafik kazasına karışan araç sürücülerinin kazanın oluşumundaki kusur oranlarının belirlenmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği ve bu konuyu, hâkimin hukuki ve mesleki bilgisi ile çözümleyemeyeceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2012/17-1476, K. 2013/564, T. 17.4.2013 )


BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Davacı Aracının Hasar Tarihi İtibariyle 2.El Piyasa Rayiç Değerinin Tespiti Hususlarında Ayrıntılı Denetime Elverişli Ek Rapor Alınarak Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği - Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat )

Kazaların oluş şeklinin benzer olup olmadığı, davaya konu trafik kazası sonunda belirtilen hasarların meydana gelip gelmeyeceği kazayla hasar arasında uygunluk bulunup bulunmadığı, davacı aracının hasar tarihi itibariyle 2.el piyasa rayiç değerinin tesbiti hususlarında ayrıntılı, denetime elverişli ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2011/2785, K. 2011/9151, T. 13.10.2011 )


ALKOLLÜ ARAÇ KULLANMA ( Trafik Kazasında Sürücünün Alkollü Olmasının Yalnız Başına Hasarın Teminat Dışında Kalmasını Gerektirmediği - Ayrıca "Doğrudan Doğruya Promil Oranının 0,50 Az Olması Sebebiyle Olayın Münhasıran Alkolün Etkisi Altında Meydana Gelmediği"nin Kabul Edilemeyeceği )

Tazminat davasında; sürücünün saat ölçüme göre 0.47 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir. Kaza tespit tutanağında davacıya doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma kuralını ihlalden kusur izafe edilmiş, yine kaza tespit tutanağındaki bilgilere göre olay tarihinde havanın açık, gün durumunun gece, iki yönlü asfalt, düz ve kuru zeminli eğimsiz yolda meydana geldiği belirtilmiştir. Sürücünün alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediğinin saptanması gerekir. Sürücünün olaydaki kusur oranının tesbiti hakimlik mesleğinin genel ve mesleki bilgisi ile çözümlenmesi mümkün olan konulardan olmayıp teknik bir konu olması sebebiyle rapor yeterli görülmemesi halinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir. Ayrıca doğrudan doğruya alkol promil oranının 0,50 promilden az olması sebebiyle olayın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmediğini kabul etmek de mümkün değildir. Bu hususlar gözetilmelidir. (YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2011/9001, K. 2012/3755, T. 28.3.2012 )

- Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları )


ARAÇTA YOLCU OLARAK BULUNAN İŞLETENİN TRAFİK KAZASINDA ÖLMESİ ( Kazanın Şoförün Tam Kusuru İle Gerçekleştiği - Destekten Yoksun Kalan 3. Kişinin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısını Hasım Göstererek Dava Açabileceğinin Gözetileceği )

Dava, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; şoförün tam kusuru ile gerçekleşen trafik kazasında, araçta yolcu olarak bulunan işletenin ölmesi üzerine mirasçılarının, davalı zorunlu mali sorumluluk sigortacısından, destekten yoksun kalma tazminatı isteyip isteyemeyecekleri noktasında toplanmaktadır. Davacıların, desteklerinin işleteni olduğu araçta, sürücünün tam kusuru sonucu meydana gelen trafik kazası sonucu, vefat etmiş olması nedeniyle, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla, zorunlu mali sorumluluk sigortacısını hasım göstererek dava açabileceğinin kabulü ile işin esasının incelenmiş olması hukuka uygundur. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2011/17-787, K. 2012/92, T. 22.2.2012 )


  1. YARALANAN KİŞİNİN BAKICI GİDERİNİ TALEP ETMESİ ( Trafik Kazasına Dayalı Tazminat Davası - Davacının Yaralandığı/Bakıcı Giderinin Ödetilmesini İsteyebileceği )
  2. BAKICI GİDERİNİN HESAPLANMASI ( Trafik Kazasına Dayalı Tazminat Davası - Net Asgari Ücretin Yarısı Esas Alınarak Hesaplanması Gerektiği/Brüt Asgari Ücret Üzerinden Yapılan Hesaplamanın Hukuka Aykırı Olduğu )
  3. MANEVİ TAZMİNAT HESAPLANMASINDA DİKKAT EDİLECEK UNSURLAR ( Manevi Zararın Adalete Uygun Olması Gerektiği - Tazminatın Zarara Uğrayanda Manevi Huzur Doğuracak İşlevi Olması Gerektiği )

Dava maddi ve manevi tazminat davasıdır. Davacının maluliyet zararına yönelik istemi bulunmadığına göre maluliyet zararına yönelik hesaplama yapılarak belirlenen miktarın hüküm altına alınmaması gerekir.

Davacı, trafik kazasında yaralandığını belirterek tedavi ve bakıcı giderinin ödetilmesini istemiş, davacının tedavi gördüğü sürede bakıcıya ihtiyaç duyacağı belirtilerek "brüt asgari ücret" üzerinden bakıcı gideri hesaplanmıştır. "Net asgari ücretin yarısı" esas alınarak bakıcı giderinin hesaplanması gerekir.

Manevi zarar adalete uygun olmalıdır. Bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel ölçülere göre uygun bir biçimde göstermelidir. Trafik kazasının oluş biçimi, davalının kusur durumu, kaza tarihi gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat tutarı fazladır. Davacı yararına daha alt düzeyde manevi tazminata karar verilmesi gerekir.

Sigorta şirketi tarafından bir miktar ödeme yapıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan bu ödemelerin güncellenmeden tazminat miktarından mahsup edildiği anlaşılmaktadır. Tazminatın denkleştirilmesi prensibi uyarınca sigorta ödemesinin yapıldığı tarih ile zarar hesabının yapıldığı tarih arasında işleyen yasal faiz hesaplanarak sigorta ödemesi güncellenerek tazminat miktarından mahsup edilmelidir.(YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2011/15505, K. 2012/15365, T. 17.10.2012 )


  • TAZMİNAT TALEBİ ( Trafik Kazası Nedeniyle - Aracın Haricen Satışının Geçerli Olmaması ve Kayıt Malikini Sorumluluktan Kurtarmaması )
  • ARAÇ SAHİBİNİN SORUMLULUĞU ( Trafik Kazası Sonucu Doğan Zarardan - Aracın Harici Satışının Geçerli Olmaması ve Kayıt Malikini Sorumluluktan Kurtarmaması )

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasıdır. Kazaya karışan 43 ... 768 plaka sayılı aracın olay tarihinde trafik sicilinde davalı Hüseyin Er adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesine göre, trafikte kayıtlı motorlu araçların resmi şekilde yapılmayan satış ve devirleri geçersizdir. Davalı H. E. olay tarihinden önce malik sıfatı ile aracını diğer davalıya satmış olsa bile satış geçersiz olup, sorumluluktan kurtulamaz.. (YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2004/8394, K. 2004/10052, T. 27.9.2004 )


SAĞ ŞERİDE GEÇMEK YERİNE ANİ FREN YAPMAK ( Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik Sonucu Ölüme Neden Olmak-Trafik Kazası-Kusur Oranları )

A- Sanık idaresindeki araçla virajlı bir yer kesiminde gece seyir halindedir. Gece görüş imkanının gündüze oranlı sınırlı olduğunu ve olay yeri şartlarını nazara alarak hızını mahal şartlarına göre ayarlaması, karşı yönden gayrınizami yaklaşan oto sürücüsünün farkettiğinde onu etkili uyarması, tehlikeli durum karşısında yolun özelliği dolayısıyla frenle sola değil de müsait olan sağa kaçarak olayı önlemesi gerekir. Sanığın, kısmen şerit tecavüzü ile neden olduğu olayda fevkalede dikkatsiz, tedbirsiz ve kural dışı hareket ederek can ve mal güvenliğini tehkikeye düşürdüğünden 6/8 oranında kusurlu olduğu,

B- Oto sürücüsü, yönetimindeki araçla anılan mahalde gece seyir halindedir. Yolun geometrik durumunu ve olay yeri şartlarını nazara alarak hızını asgari hadde düşürmesi, toplu dikkat halinde bulunması, diğer sürücülerin seyir güvenliklerini ortadan kaldıracak davranışlardan sakınması, olayı önlemek bakımından sağa kaçarak kazayı önlemesi mümkün iken dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı ile neden olduğu olayda 2/8 oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir.

Sanığın sağa yanaşarak seyretmesi, gerektiğinde durması gerekirken yukarda açıklanan, 2918 sayılı Yasanın 56. maddesinde yer alan kurala aykırı olarak hatalı bir tedbire başvurmak suretiyle neden olduğu olayda asli kusurlu bulunduğu, ancak ölen sürücünün de kendi şeridinde seyretmeyerek son anda kendi şeridine dönmekle olayda müterafik kusurlu olduğu, olay yerinde görevlilerce yapılan tespitler sonucu düzenlenen tutanaklar, bu tespitlere uyan sanık savunması ve savunmayı doğrulayan tanık beyanları ile sabittir. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2000/2-217, K. 2000/229, T. 21.11.2000 )


TRAFİK KAZASINDA OLUŞAN ZARARLARDAN DOLAYI ZAMANAŞIMI ( 5 Yıl Olduğu - Maddi ve Manevi Tazminat Talebi )

Trafik kazasının 23/09/1992 günü olduğu, davacının kafa içi ameliyat geçirdiği, ceza davasında alınan raporda hayati tehlike geçirdiğinin ve 45 gün iş güçten kaldığının bildirildiği, davalının 2/8 kusurlu bulunarak cezalandırıldığı, bu davanın 04/09/2002 günü açıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde: ameliyattan sonra davacıda davranış bozukluğu başladığı ve arttığı, çeşitli tarihlerde akıl hastanesinde tedavi gördüğü, psikoz durumunun arttığı ve vesayet altına alındığı, davayı da vasisinin açtığı anlatılmaktadır. Trafik kazası itibariyle ceza zamanaşımı süresi beş yıldır. Zararın gelişme gösterdiği durumlarda zamanaşımının başlangıcı olarak zararın geliştiği günün, sona erdiği günün, gelişen durumun öğrenildiği günün önemi vardır. Gelişen durum sürdükçe zamanaşımı işlemesi söz konusu olmaz. Zira zararın giderek artması söz konusudur.

Somut olayda Adli Tıp Kurumu'nun 03/12/2004 günlü raporunda; davacıda trafik kazası travması sonrasında gelişmiş ağır psikiyatrik bozukluk bulunduğu ve % 100 oranında işgücü kaybı mevcut olduğu ve bu sakatlık durumunun trafik kazasıyla uygun illiyet bağı içinde olduğu belirtilmektedir. Bu rapor gözetildiğinde gelişen tıbbi zarar bulunduğundan sakatlık oranının ( zarar miktarının ) 03/12/2004 günlü rapora ıttıla ile bir yıllık zamanaşımı süresinin ( BK'nun 60/1 ) başlatılması gerekmektedir. (YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2005/9285, K. 2006/7428, T. 19.6.2006 )


MALÜLİYET RAPORUNUN YETERLİ OLMAMASI ( Trafik Kazasına Bağlı Olarak Vucut Çalışma Gücünde Meydana Gelen Kaybın Tüzüğe Uygun Olarak Tespit Edilmesi Gereği - İzmir ATK'dan Tek Hekimli Olarak Alınan Raporun Yeterli Olmadığının Kabulü Gereği

Davacının maluliyetine ilişkin rapor İzmir ATK şube müdürlüğünce ve tek hekim tarafından hazırlanmıştır. Taraflarca bu rapora itiraz olunmuştur

Şu durumda, mahkemece, davacının en yakın üniversite hastanesine veya İstanbul ATK ilgili ihtisas dairesine sevki sağlanarak muayenesinin yapılması ve dava konusu trafik kazasına bağlı yaralanması nedeni ile vücut çalışma gücünden kaybedip kaybetmediği konusunda Şosyal Sigorta Sağlık İşten Tüzüğüne uygun olarak heyet raporu alınması gerekir. Anılan eksiklik giderilmeden eksik inceleme sonucu karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.(YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2012/3359, K. 2013/2391, T. 21.2.2013 )


MÜTERAFİK KUSUR ( Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat İstemi - Davacının Kaza Sırasında Zararın Artmasını Önleyecek Güvenlik Tedbiri Olan Emniyet Kemerini Takmadığı/Maddi Tazminattan Makul Oranda Hakkaniyete Uygun İndirim Gerekip Gerekmediğinin İrdeleneceği )

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacının kaza sırasında aracın ön koltuğunda yolcu olarak bulunduğu ve emniyet kemerinin takılı olmadığı duruşmadaki kendi beyanıyla sabittir. Buna göre, yolcu olan bu davacının trafik kazasının meydana gelmesinde kusuru yok ise de yaralanma şekli itibariyle, kaza sırasında zararın artmasını önleyecek güvenlik tedbiri olan emniyet kemeri takmamış olmasının müterafik kusur oluşturup oluşturmayacağının, buna göre BK.nun 44.maddesi uyarınca maddi tazminattan makul oranda hakkaniyete uygun indirim gerekip gerekmediğinin irdelenip tartışılması, ondan sonra dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Manevi tazminat davasının red edilen kısmı yönünden vekil ile temsil edilen davalılar lehine vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi de isabetli değildir. ( 17. HUKUK DAİRESİ E. 2013/5262, K. 2014/5733, T. 14.4.2014 )


RÜCUAN TAZMİNAT DAVASI ( Trafik Kazası Sonucu Ölüm - Davaya Konu Ceza Dosyasının Kesinleşip Kesinleşmediği Araştırılarak Kusur Raporu ve Kusur Oran ve Aidiyetinin Belirlenmesi )

Dava, trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ve ödenen cenaze gideri sebebiyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, öncelikle, davaya konu trafik kazasına dair olduğu anlaşılan ceza dosyasının kesinleşip-kesinleşmediği araştırılmalı; sonrasında alacağı kusur raporu ile, kusur oran ve aidiyeti belirlenip, sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemenin, kişisel kusuru bulunmadığı belirtilen davalılardan araç malikinin , işleten sıfatının bulunmaması durumunda aracın kayden maliki olması sebebiyle tazminattan sorumlu tutulamayacağına dair kabulü yerinde ise de; anılan davalının işleten sıfatının bulunup bulunmadığı yeterince araştırılmamıştır.Somut olayda, kazaya karışan kamyonetin maliki davalının, sürücüye aracı ne şekilde verdiği, maliki yönünden işletenlik kavramının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması, isabetsiz bulunmuştur. (YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2011/11498, K. 2011/12119, T. 20.9.2011 )

- Trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan kişi aracı kendi hesabına ve kendisine ait olmak üzere kullanıyor ve araçtan çıkar sağlıyor ise karşılığında hem şekli hem de maddi anlamda işletenlik sıfatı birleşmiş olur. 2918 Sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin olan kişinin işleten olduğu ancak ilgilisi tarafından başka bir kişinin aracı, kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufta bulunduğu ispat edilirse bu kişinin işleten sayılacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda, kazaya karışan 06 ... ... plakalı kamyonetin maliki davalılardan A. K.'nın, sürücü N. K.'ya aracı ne şekilde verdiği, A. K. yönünden işletenlik kavramının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması, isabetsiz bulunmuştur.


Trafik kazası tespit tutanağında yol durumu, sürücü hatası, trafik işaretleri, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporları önem arz etmektedir.

Kanuni düzenlemeye bakıldığında, bu şahsi cezasızlık nedeninin uygulanabilmesi için somut olay açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken iki temel şartın varlığı aranmaktadır.

1- ) Taksirle işlenmiş suç bulunmalıdır. 22. maddenin altıncı fıkrasının ilk cümlesinde; "Taksirli hareket sonucu neden olunan netice"den bahsediliyor olması, anılan şahsi cezasızlık sebebinin yalnızca taksirle işlenen suçlarda uygulanabileceğini göstermektedir. Doğrudan kast, olası kast veya kast taksir kombinasyonu ile işlenen suçlarda bu hüküm uygulanamayacaktır. Bilinçli taksirin varlığı durumunda ise aynı fıkranın "bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir" şeklindeki son cümlesi uyarınca bu şahsi cezasızlık hali değil, "cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep" sözkonusu olabilecektir.

2- ) Meydana gelen netice "münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından" etkili olmalıdır. Buna göre, failin taksirli hareketiyle neden olduğu netice hem kendisine acı ve ızdırap vermeli, hem de cezalandırılmasına karar verilmesi kendisi ve ailesi bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağduriyete yol açmalıdır. Görüldüğü gibi bu şart, kendi içerisinde üç ayrı hususu içermektedir:

Öğretide de benimsendiği üzere bunlardan ilki; "failin taksirli eyleminden ağır düzeyde etkilenmiş olması", başka bir deyişle failin kendi fiilinin mağduru durumuna düşmesidir. Failin uğradığı mağduriyet, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Hangi mağduriyetin bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacağı ise her somut olaya göre belirlenmelidir. ( V. Özer Özbek, Türk Ceza Kanunu İzmir Şerhi, Türk Ceza Kanununun Anlamı, Seçkin Yayınevi, Ankara, c. 1, 4. Baskı, s. 284 )

İkincisi, failin taksirli eyleminden "ailevi durumu" itibarıyla da etkilenmesidir. Bu şart, fail ile taksirli suçun mağduru arasında belli derecedeki yakınlığı ifade etmektedir. Bu anlamda, üzerinde durulması gereken husus akrabalığın derecesinden çok "aile" kavramıdır. Çünkü kanun koyucu belli derecede akrabalığı ifade eden herhangi bir kavramı değil özellikle "aile" ibaresini tercih etmiş ve bir manada faille mağdur arasında "aynı aileden olma ilişkisini" aramıştır. ( Z. Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununda Taksir, Polis Dergisi Yıl:11, S. 44, Nisan-Mayıs-Haziran 2005, s. 87; UrsulaKilkelly, Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesi Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz İnsan Hakları El Kitapları, No: 1, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, Eylül 2007, s. 15 )

Üçüncü husus, taksirli suçtan "münhasıran failin kişisel ve ailevi hayatının etkilenmiş" olmasıdır: Bu şarttan anlaşılması gereken; taksirli hareket sonucunda ailesinden birisinin zarar görmesi sebebiyle failin ziyadesiyle etkilendiği olayda, fail ile ailevi ilişkisi bulunmayan başka bir kişinin daha zarar görmemesidir. Fail ve ailesi dışında bir kişinin de zarar gördüğü olaylarda ise anılan fıkra hükmü uygulanmayacaktır. Başkalarının zarar görmesinden maksat, fail ve ailesi dışındaki üçüncü kişilerin dolaylı olarak etkilenmesi değil, olaydan bizzat zarar görmesidir. Örneğin, olay sırasında eşinin yanında, akrabası olmayan bir kişinin de öldüğü ya da yaralandığı hallerde fail bu fıkradan yararlanamayacak, buna karşılık sadece eşinin öldüğü hallerde, eşinin akrabalarının olay sebebiyle üzülecek olmaları failin altıncı fıkradan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.

**Başka kimsenin doğrudan zarar görmediği trafik kazasında, tam kusurlu olarak, eşinin taksirle ölümüne neden olan ve altı aylık evli olduğu eşinin ölümü nedeniyle hayatında meydana gelen köklü değişiklikler ve bu nedenle maruz kaldığı psikolojik travmaların etkisiyle yaşama sevincini yitirmiş bulunan sanık hakkında, 5237 sayılı TCY'nın 22. maddesinin 6. fıkrasındaki "şahsi cezasızlık nedeninin" uygulanması gerekir. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2010/9-196, K. 2010/228, T. 23.11.2010 )


**Taksirle ölüme neden olma suçunda; uyuşmazlık; sanığın eyleminin “taksirle mi” yoksa “bilinçli taksirle mi” işlendiğinin belirlenmesine ilişkindir.

Çift yönlü olarak kullanılan ve yasal hız sınırının 50 km. olduğu eğimli caddede aracıyla aşağıya doğru 95-100 km. hızla seyreden, bu sırada kendi beyanına göre karşıdan gelen bir aracın hatalı sollamaya kalkışması üzerine onu selektör yaparak uyaran ancak hızını azaltmayan, yolun kenarında oynayan çocuğun yola çıkabileceğini ve çarparak onun ölümüne neden olabileceğini öngörmüş, ancak şoförlük yeteneklerine, şansına ve çocuğun yola çıkmayabileceği olasılığına güvenmek suretiyle sonucun gerçekleşmeyeceği yönünde yanlış bir kanı ile hareket etmiştir. Buna karşılık, istemediği, ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek olan objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmamış, bu bağlamda şehir içindeki evlerinin önünde yol kenarında oynayan ölenin yola çıkabileceğini öngörmesine karşın hızını azaltmamıştır. Bu nedenle, meydana gelen ölüm olayında sanığın bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabul edilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Bunun yanında, suçun “basit taksirle mi”, yoksa “bilinçli taksirle mi” işlendiğinin belirlenmesi açısından, olayda ölenin de kusurlu olup olmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Zira kusurun var olup olmadığının veya derecesinin tespiti, hakim tarafından manevi unsur saptandıktan sonra, temel cezanın belirlenmesi aşamasında yapılması gereken bir işlemdir. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2011/9-499, K. 2012/271, T. 3.7.2012 )


**Neticenin failce bilinmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istememesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.

noktasında toplanmaktadır. Kural olarak suç kasıt ile işlenebilir. Ancak yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksir ile de işlenebilir. İstisnai kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka yasada açık bir düzenleme bulunması gerekir. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt, failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Somut olayda, çift yönlü olarak kullanılan caddede akşam saatinde hız sınırının üzerinde hızla seyreden sanık, birine çarparak ölümüne neden olmuştur. Sanık, objektif özen sorumluluğuna uygun davranmamış, bu bağlamda hızını azaltmamıştır. Bu durum karşısında, meydana gelen ölüm olayında bilinçli taksirle hareket edildiğinin kabulü gerekir. Suçun taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi işlendiğinin tespiti yönünden ölenin de kusurlu olup olmamasının bir önemi yoktur.(YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2009/9-185, K. 2009/273, T. 24.11.2009)


**Bilinçli taksirle neyin anlatılmak istendiğini anlayabilmek için olası kastın anlam ve sınırını göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Olası kast halinde, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların gerçekleşebileceği fail tarafından öngörülmektedir. Kişi işlediği fiilin bazı neticelerin oluşumuna muhtemelen sebebiyet vereceğini öngörmektedir. Başka bir ifadeyle, olası kast halinde, gerçekleşmesi muhtemel addedilen neticelere ilişkin bir kabullenme söz konusudur; kanuni tarife uygun neticenin gerçekleşmesi, olayın seyrine bırakılmaktadır. Kişi, neticenin gerçekleşmesini muhtemel addetmekle birlikte, bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba göstermemektedir. Kanuni tarife uygun neticenin meydana geleceği muhtemel addedilmesine rağmen, fail fiili işlemekten geri kalmamaktadır. Aslında bilinçli taksir halinde de kanuni tarife uygun fiilin işlenmesi muhtemel addedilmektedir. Ancak, bilinçli taksirde, fail neticenin meydana gelmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven beslemektedir. Bilinçli taksirde, gerçekleşmesi muhtemel addedilen fiilin ( neticenin ) gerçekleşmeyeceğine, kişi yükümlülüklerine aykırı ve özensiz bir şekilde güvenmektedir.

Bilinçli taksirle olası kastın somut olayda birbirinden ayırt edilmesi zordur. Birçok olayda, failin neticeyi öngörmüş olmasının bilinçli taksir mi, yoksa olası kast mı olarak nitelendirileceği sorunu ortaya çıkar. Bilinçli taksirde fail hareketi iradi olarak yapar ve neticenin meydana geleceğini de görür ancak gerçekleşmesini istemez. Bu noktada iradenin neticeyi kapsamadığından söz edilir. Oysa, olası kastta fail neticenin meydana gelmesini göze almıştır.

Bilinçli taksire ilişkin tanım yetersizdir. Çünkü bilinçli taksirde fail, olası kastta olduğu gibi hareketsiz kalmamakta, öngörebildiği sonucu kabullenmemekte, aksine öngördüğü ve istemediği neticenin gerçekleşmemesi için elinden geleni yapmaktadır. Sürücü ise fren yapıp, direksiyonu kırmakta, çarpışmayı veya çarpmayı önlemeye gayret göstermektedir.(YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2009/9-185, K. 2009/273, T. 24.11.2009)


**Taksirle yaralama ve ölüme neden olma suçundan sanık hakkındaki yargılamada, C.G.K. çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; trafik kazası neticesi eşinin ölümü ve biri şikayetçi olmak üzere altı kişinin de yaralanmasına neden olan sanık hakkında 5237 S.K. 22/6. M. uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.Adli Tıp Kurumu raporuna göre, sanığın meydana gelen kazada 6/8 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Ülkemizde, özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisi ve aile bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir. Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hallerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ızdırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.Taksirli hareketi sonucu meydana gelen neticenin münhasıran failin şahsi ve ailevi durumu bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması halinde faile ceza verilmeme durumu bulunmaktadır.Bu şahsi cezasızlık nedeninin uygulanabilmesi için somut olay açısından ayrıca değerlendirme yapılmak gerekir.Asli kusurlu olarak eşinin ölümü, biri şikayetçi olmak üzere altı kişinin yaralanmasına sebebiyet veren sanığın, eşinin ölümü sebebiyle kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olduğu açık ise de olayda münhasıran kendisi ve ailesi dışında başkalarının da zarar gördüğü, mağdurlardan birisinin şikayetçi olduğu ve üzerine atılı suçun bölünmesinin de mümkün olmadığı anlaşıldığından, hakkında 5237 Sayılı TCK'nun 22/6. maddesinde hüküm altına alınmış olan şahsi cezasızlık sebebinin uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Bu sebeple yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli değildir. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/9-104, K. 2014/216, T. 29.4.2014 )


**Soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda; kazanın, üzerinde yaya geçidi olduğunu gösterir işaret levhaların ve ışıklı trafik işaretinin bulunduğu yaya geçidinde gerçekleştiği ve olay mahallinde araç ve yaya trafiğinin yoğun olduğu belirtildikten sonra; kazanın oluşumu sırasında oto sürücüsü sanığın trafiğin yoğun olduğu yerlerde daha dikkatli ve duyarlı olması ayrıca aracını her an durabileceği hızda kullanarak olası kazayı önlemeye özen göstermesi gerektiğinden 2918 sayılı Kanunun 52/1-a maddesinde belirtilen, "Araç sürücüleri hızlarını kavşaklara yaya ve okul geçitlerine yaklaşırken azaltmak zorundadır" kuralını ihlal ettiği kanaatine varıldığı, katılan Ç.İ. 'nin ise yayalar için belirtilen ışıklı trafik işaretine uymadan karşı istikamete geçiş yapmak istediğinden 2918 sayılı Kanunun 84. maddesinde belirtilen yayalara ait kusur hallerinden "Kırmızı ışıklı trafik işaretinden geçmek" kuralını ihlal ettiğinin kanaat olarak bildirildiği,

Kovuşturma aşamasında yapılan keşfe katılan trafik polisi olarak görev yapan bilirkişi raporunda; trafiğin hem araçlar hem de yayalar için çok yoğun olduğu, yayaların genellikle trafiğin yoğun olduğu bu bölgede trafik ışıklarına riayet etmeksizin uygun buldukları ortamda karşıya geçtikleri belirtildikten sonra; sürücüye yeşil ışık yandığı ve geçiş hakkının olduğu ancak kaza mahallinin trafik yoğunluğu bakımından ilin en yoğun trafiğin yaşandığı bölgelerinin başında gelmesi nedeniyle daha dikkatli ve duyarlı olması gerektiği, bu nedenle 2918 sayılı Kanunun 52/1-a "araç sürücüleri hızlarını kavşaklara ve yaya geçitlerine yaklaşırken azaltmak zorundadır" ve aynı kanunun 47/1-d "trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikle gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlüklere uymak zorundadır" kurallarını ihlal ettiği kanaatine varıldığı, katılan Ç.İ. 'nin ise kendisine yeşil ışık yanmasını bekleyip araçların durmasından sonra geçmeye başlaması gerekirken bu kuralara riayet etmeyerek 2918 sayılı Kanunun yayalara ait asli kusur hallerinden sayılan 84/1-a maddesinde belirtilen "kırmızı ışıklı trafik işaretinde geçmek" kurallarını ihlal ettiği görüşünü bildirdiği,

Taksirle yaralama suçundan yapılan yargılamada ışıklı trafik kurallarına uymayarak yola giren katılanın kusurluğu olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık kazanın meydana gelmesinde sanığında kusurunun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamı ile uyumlu olduğu görülen soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporu ile kovuşturma aşamasında yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, katılanın da kusurlu olduğu olayda; ilin en kalabalık caddesi üzerinde aracıyla seyir ederken ışıklı yaya geçidine geldiğinde hızını azaltması, yoğun olan yola yayaların aniden çıkabileceğini düşünerek daha dikkatli ve özenli davranması, ışıkları ve kavşağı etkin bir şekilde kontrol etmesi gerekirken, üzerine düşen özen ve dikkati göstermeyerek, yol kenarında bekleyen katılanın yola girdiğini gördüğü halde hızını azaltmadan yola devam etmesi nedeniyle sanığın da tali derecede kalan kusurundan dolayı cezalandırılmasının kabul edilmesi gerekir. .(YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/12-405, K. 2014/22, T. 21.1.2014 )


**Uyuşmazlık; sanığın fiilinin haksız tahrik altında olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle öldürme suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir. Sanığın tarihi altın sikkeler karşılığında ölene verdiği, ancak ölenin alıp kaçtığı parayı geri alabilmek amacıyla içerisinde ölenler ve mağdurun bulunduğu süratli bir biçimde seyreden aracı takibe başladığı, şehir merkezinde öndeki aracı durdurabilmek amacıyla iki kere arkadan çarptığı, birisi bagaj kapağının üzerine, diğeri tamponun hemen üstündeki kaportasına gelecek şekilde en az iki el ateş ettiği, buna rağmen aracın durmayarak şehirlerarası yola çıktığı, takibin şehirlerarası yolda da devam ettiği, her iki aracın ana yolda yaklaşık yüz altmış kilometre süratle seyrettiği, aralarındaki mesafenin bir metreye kadar düştüğü, birkaç kilometre sonra içerisinde ölenlerin bulunduğu aracın takla atarak orta refüjü aşıp karşı şeride geçtiği, sanığın durmayarak yola devam ettiği, ihbar üzerine aracının durdurulup yakalandığı, kazada iki kişinin öldüğü, bir kişinin de yaralandığı, öndeki aracı durdurup parasını almak ya da parasını atmalarını sağlamak amacıyla hareket eden ve uzman çavuş olup silah kullanma konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip bulunmasına rağmen, ateş ederken kimseyi doğrudan hedef aldığı veya takip ettiği araca ana yolda arkadan vurduğuna ilişkin, her türlü şüpheden arınmış, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmayan sanığın, doğrudan öldürme veya yaralama kastı ile hareket etmediği, ancak aşırı süratli bir biçimde takip ettiği araca kullandığı araçla arkadan vurduğunda ve silahla ateş ettiğinde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybedebileceğini öngörmesine rağmen, takip ettiği içerisinde ölenlerin ve mağdurun bulunduğu araca şehir merkezindeki takip esnasında arkadan birden fazla kere vurduğu, isabet kaydedecek şekilde tabancayla ateş ederek camlarının kırılmasına neden olduğu, ana yolda yaklaşık yüz altmış kilometre hızla ve çok yakın mesafeden takip ederek sıkıştırdığı, bu durum karşısında öngördüğü neticeyi göze alıp kabullendiği, ısrarlı biçimde gerçekleştirdiği eyleminin ölümle sonuçlanabileceğini öngördüğü ve neticesini kabullendiği, başka bir deyişle muhtemel ölüm neticesine kayıtsız kaldığı ve sonucunda meydana gelen kaza da iki kişinin ölümüne neden olduğu, bu itibarla fiilinin "olası kastla öldürme" suçunu oluşturacağının kabulünde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.(YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/1-484, K. 2014/162, T. 1.4.2014 )


**Dava, Zorunlu Trafik Sigortası gereğince zarar görenlere ödeme yapan sigortacının, kendi sigortalısına ağır kusurlu davranışı nedeniyle rizikonun sigorta teminatı dışında kaldığı gerekçesiyle açtığı rücu davasıdır.

Karayolları Trafik Kanununun koyduğu kuralların her türlü ihlali, sürücünün, kasta yakın bir kusuru olduğunu göstermemektedir. Anılan Kanunun 84. maddesinde belirtilen asli kusur hallerinin hepsinin, aynı zamanda ağır kusur olarak nitelendirilmesini gerektiren bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.

Kırmızı ışıkta geçmek bir dalgınlık sonucu olabileceği gibi, bir zamanlama hatasından da kaynaklanabilir. Dolayısıyla, sırf kırmızı ışıkta geçtiği için herhangi bir olayda asli kusurlu kabul edilmesi gereken bir sürücü, buna rağmen, o olayın kendi özel yapısı içerisinde ağır kusurlu kabul edilmeyebilir.

"Asli kusur teminat dışıdır, tali kusur teminat kapsamındadır'" gibi bir ayrıma gidilmemiştir. Asli kusurun varlığı teminat kapsamında kalabileceği gibi, sonucun gerçekleşme şekli ağır kusuru gösteriyorsa, tali kusur halinde dahi teminat dışında kalma söz konusu olabilir.

Somut olayda da; davalı sürücünün kusurlu olmakla birlikte ağır kusurlu olduğunu kabule yeterli bir olgunun varlığından söz edilemez. Açıklanan durum karşısında, olayda ( ağır kusur ) şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir.(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2003/11-756, K. 2003/743, T. 10.12.2003 )


**Kusur kast ve ihmal olmak üzere ikiye ayrılır. Kast hukuka aykırı sonucun bilerek ve isteyerek meydana getirilmesidir. İhmal ise, hukuka aykırı sonucu istememekle birlikte, böyle bir sonucun önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmaması ve gereken özenin gösterilmemesidir. Trafik kazaları, kural olarak, kusurun bu çeşidinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de; motorlu araçların ortaya çıkardığı sorumluluklarda kusur denilince "ihmal türü" anlaşılmalıdır. Öğretide ve yargısal uygulamada yerleşik şekliyle sadece kusurun "ihmal türü" kusur sözcüğü ile ifade edilmekte, "kast türü" ise yine "kast" olarak anılmaktadır.

Motorlu araçların neden olduğu kazalardan doğan sorumluluklarda "kusur kavramı"nın önemli rolü bulunmaktadır. Kusur, objektif ve sübjektif olmak üzere iki yönlüdür. Kusurun sübjektif yönü; kusur ehliyetidir. Objektif yönü ise; hukuk düzeninin, somut olay için normatif nitelikte emredici bir davranış kuralları getirmesi halinde, bu kuralların kusurun belirlenmesinde, ölçü alınmasıdır. Belirli davranış kuralları getirilmemiş olması durumunda da özenin gösterilip gösterilmediğinin objektif ölçüye göre; yani ' kusurun objektifleştirilmesi ile belirlenmesidir.

Karayolları Trafik Kanununun 47/b maddesiyle, aynı Kanunun 108/b maddesi sürücülerin Trafik işaretlerine uyması mükellefiyetini getirmiştir. Bu işaretlere uymama halinde sürücüler para cezasıyla cezalandırıldıkları gibi, bir kazaya sebep oldukları takdirde aynı yasanın 84/a maddesi gereğince olayda asli kusurlu sayılırlar.

Somut olayda; davacı araç sürücüsünün kırmızı ışıkta geçmekte asli kusurlu olduğu tartışmasızdır. Dosyaya ibraz edilen trafik kazası tespit tutanağından olayın gerçekleşme biçimine ilişkin olarak yapılan açıklamalara göre, davalı araç sürücüsünün kırmızı ışıkta durması gerekirken, durmadığı belirginse de; bunu sırf diğer ( kırmızı ışık yandığında kavşakta olup olmadığı belli bulunmayan, ancak kırmızı ışıkta, geçilmesinden sonraki aşamada gerçekleşen çarpma anında kavşakta olduğu açık bulunan ) araca çarparak ona zarar vermek kastıyla yaptığını gösteren hiçbir delil bulunmamaktadır. Eş söyleyişle anılan davalının, salt söz konusu araca çarpıp, ona zarar vermek amacıyla kırmızı ışıkta geçtiğine dair herhangi bir delil yoktur. Esasen, davacı da, açıklanan nitelikte bir kastın varlığını ileri sürmemiş, kasta yaklaşan ihmalden söz etmiştir. Hal böyle olunca, davalı sürücünün, sigortalı araca çarpmak ve bu şekilde ona zarar vermek amaç ve kastı ile kırmızı ışıkta geçtiğinin kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, açıklanan eylemin, sadece bir ihmalden kaynaklandığı kabul edilmelidir. Açıklanan bu ihmal, Yasa anlamında bir asli kusuru gösterse de, ağır kusur anlamına gelmemektedir.

Karayolları Trafik Kanununun koyduğu kurallara uyulması zorunludur. Ancak bu kuralların her türlü ihlali, sürücünün, kasta yakın bir kusuru olduğunu göstermemektedir. Anılan Kanunun 84. maddesinde belirtilen asli kusur hallerinin hepsinin, aynı zamanda ağır kusur olarak nitelendirilmesini gerektiren bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Nitekim yukarıda açıklanan Genel Şartlar 4/a maddesinde de, asli kusurdan değil, ağır kusurun varlığından söz edilmiştir. Bu da asli kusuru aşan ağırlıkta bir kusurun arandığını göstermektedir, Kırmızı ışıkta geçmek bir dalgınlık sonucu olabileceği gibi, bir zamanlama hatasından da kaynaklanabilir. Dolayısıyla, sırf kırmızı ışıkta geçtiği için herhanqi bir olayda asli kusurlu kabul edilmesi gereken bir sürücü, buna rağmen, o olayın kendi özel yapısı içerisinde ağır kusurlu kabul edilmeyebilir. Somut olay kendi özel yapısı çerçevesinde bir değerlendirmeye tabi tutulmaksızın, kırmızı ışıkta qeçmenin her halükarda ağır kusur oluşturacağını kabul etmek, bu hal gibi kanunda asli kusur kapsamında düzenlenen diğer tüm halleri kapsayan rizikonun sigorta teminatı dışında bırakılması anlamına gelir ki, ne Kanunda ne de Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında böyle açık bir düzenlemeye yer verilmemiş; kısacası "asli kusur teminat dışıdır, tali kusur teminat kapsamındadır" gibi bir ayrıma gidilmemiştir. Asli kusurun varlığı teminat kapsamında kalabileceği gibi, sonucun gerçekleşme şekli ağır kusuru gösteriyorsa, tali kusur halinde dahi teminat dışında kalma söz konusu olabilir. İşte bu nedenle, Genel Şartların 4/a maddesindeki düzenlemede, sadece kişilerin kasti hareketleri veya ağır kusurları sonucunda meydana gelmiş olma olgusuna yer verilmiştir. Buradan çıkan sonuç, nitelikleri gereği rücu davalarında, her somut olayın kendi özelliği çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiğidir. Somut olayda da; davalı sürücünün kusurlu olmakla birlikte ağır kusurlu olduğunu kabule yeterli bir olgunun varlığından söz edilemez. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2003/11-756, K. 2003/743, T. 10.12.2003)


Sanığın, yasal hız sınırlarının dışında, aşırı süratli araç kullandığına ilişkin, dosya kapsamında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Hatta, araca ait takograf cihazının incelenmesinde, yasal hız sınırları içerisinde araç kullandığı anlaşılmaktadır. Ancak, sanık yasal hız sınırlarına uymakla birlikte, sollama yasağının da bulunduğu yol kesiminde viraja yaklaşırken hızını azaltmamış ve direksiyon hakimiyetini sağlayamayarak karşı şeride geçmek suretiyle kazaya sebep olmuştur. Yasal hız sınırlarına uygun seyreden sanığın, direksiyon hakimiyetini kaybederek kazaya sebep olabileceğini ve ölüme sebep olacağını öngörmesi olanaksızdır. Her ne kadar sanık olayda tam kusurlu olsa da suçun "basit taksirle mi", yoksa "bilinçli taksirle mi" işlendiğinin belirlenmesi açısından, sanığın tam kusurlu olup olmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Her kusurlu hareketin, bilinçli taksir olarak nitelendirilmesi olanaksızdır. Zira, kusurun var olup olmadığının veya derecesinin tespiti, hakim tarafından manevi unsur saptandıktan sonra, cezanın belirlenmesi aşamasında göz önüne alınması gereken bir işlemdir. Somut olayda, hızını yol şartlarına uydurmaması sebebiyle direksiyon hakimiyetini kaybeden ve sollama yasağının da bulunduğu yolda karşı şeride geçen sanığın, neticeyi öngörememesi nedeniyle, tam kusurlu olduğu ve basit taksirle hareket ettiğinde kuşku bulunmamaktadır.(YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2010/9-82, K. 2010/221, T. 9.11.2010 )


Ceza Genel Kurulu 2013/636 E. , 2015/21 K.

  • TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA
  • TRAFİK AKIŞININ YOĞUN OLDUĞU OLAY MAHALİNDE TERS YÖNDEKİ YOLA GİREN SANIK
  • TAKSİR VE BİLİNÇLİ TAKSİR
  • TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85
  • TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 53
  • TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 22

• TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85

Taksirle ölüme neden olma suçundan sanık Y.. Y..'ın 5237 sayılı TCK'nun 85/1 ve 53/6. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve sürücü belgesinin bir yıl süre ile geri alınmasına ilişkin, Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.08.2010 gün ve 332-742 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 18.06.2012 gün ve 21731-15236 sayı ile; “...Sanığın meskun mahalde gündüzleyin sevk ve idaresindeki oto ile yakında bulunan oto parka girmek amacıyla ters şeride girdiğinin anlaşılması karşısında bilinçli taksirin unsurları oluşmasına rağmen yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile uygulanmamasına karar verilmesi, Kabule göre de, asli ve tam kusurlu olarak kazaya sebebiyet veren sanık hakkında temel ceza tayin edilirken asgari hadden uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 11.10.2012 gün ve 709-673 sayı ile;
“...TCK'nun 22/3. maddesinde sanığın sonucu bilinçli olarak kestirebilmesi şarttır. Savunmaya itibar edilmese dahi bir aracın sıkıştırılmadan ters yöne girmesi yasal anlamda tamamen kusurlu olması sonucunu doğurur. Ancak bilinçli taksir için olayın özelliğinin irdelenmesi yasa gereğidir.

Tanıkların sanığın öz kızı ve müstakbel damat adayı olması beyanlarına itibar edilemez sonucunu hiçbir şekilde doğuramaz. Tanıklar birbirlerini tamamlayan anlatımlarında sanığın aracı kullanıyorken gidiş yönüne göre sağdan bir minübüsün çarpacak şekilde gelmesinden kaçarak, yolun yağmurun yeni yağması nedeniyle kayganlığı da eklenerek sol şeride geçtiği kabul edilmiştir.

Burada halledilecek mesele; sanığın şerit değiştirmesinin neden meydana geldiğinin saptanması meselesidir. Savunma, tanıklar anlatımı, olay yerinde gerçekleştirilen bilirkişi inceleme işlemi ve tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; sanığın böyle sağından bir sıkıştırma ya da çarpma tehlikesi olmadan şerit değiştirdiğini kabul etmek sonucunu doğuracak delil bulunmadığı için mahkeme bu yöndeki takdir hakkını kullanırken sağ taraftan gelen aracın sıkıştırması sonucu yolun kayganlığı da eklenince sanığın istem dışı öngörmeyerek şerit değiştirdiği kabul edilmiş ve bu da önceki kararda gerekçeleri ile açıklanmıştır.

Mahkememizin bu kararının yok sayılarak TCK'nun 22/3. maddesinin sadece karşı şeride geçme kıstası düşünülerek kararın bozulması yasaya uygun bulunmamaktadır...” gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir. Bu hükmün de katılanlar vekili, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.09.2013 gün ve 300212 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın bir kişinin ölümüne neden olma eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından;

17.04.2010 tarihinde saat 13.00 sularında Şahin marka aracı ile Adnan Saygun Caddesi'nde seyir halinde olan sanığın, bu caddenin Sanayi Caddesi ile kesiştiği kontrolsüz dörtlü kavşak çıkışında seyir istikametine göre yolun sol tarafından bulunan Emek Açık Otoparkı'na gitmek için kavşağa bağlanan bölünmüş yolda ters yöne girdiği sırada, duraktaki otobüslerin arasından çıkan ve gidiş yönünde taşıt yolunu sağ taraftan sol tarafa doğru orta refüj üzerinden geçmeye çalışan mağdura refüj başından itibaren dört metre mesafede çarptığı, olaydan sonra yoldan geçen bir ambulansı durdurduğu ve mağdurun hastaneye sevkini sağladığı,

76 yaşında olup olaydan üç gün sonra hayatını kaybeden mağdur E.. K.. hakkında düzenlenen ölü muayene tutanağına göre; kesin ölüm nedeninin trafik kazası ile oluşan genel beden travmasına bağlı beyin kontüzyonu, beyin zarı kanaması ile batın içi organ lezyonlarından gelişen iç kanama olarak belirtildiği,

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda, otoparka geçmek için trafik akışının yoğun olduğu olay mahallinde ters yöndeki yola giren sanığın asli kusurlu olduğu ve ölene kusur izafe etmenin mümkün bulunmadığı kanaatinin bildirildiği, Yerel mahkemece yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda da, orta ayırıcı ile bölünmüş taşıt yolunda kendi yol bölümünü ve sağ şeridi takip etmesi gerekirken karşı yönden gelen araçlara ait yol bölümüne geçen sanığın, başka bir araç tarafından sıkıştırılarak ters yöne girdiğine yönelik savunmasının çarpma noktası dikkate alındığında gerçeği yansıtmadığı, bir kişinin ölümüne neden olma eyleminde tam ve asli kusurlu olup ölenin kusurlu bulunmadığı görüşüne yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.

Kollukta ve sorgudaki ilk ifadesinde otoparka doğru yöneldiği sırada farkında olmayarak ters yöne girmek suretiyle otobüslerin arasından çıkan mağduru yaraladığını bildiren sanık, mağdurun ölümünden sonraki beyanlarında ilk açıklamalarından ayrık olarak aracın seyri sırasında bir dolmuş tarafından sıkıştırılması nedeniyle mecburen ters yöne girmek zorunda kaldığını savunmuştur.

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.

Kural olarak ancak kastla işlenebilen suç, kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirin unsurları;

  1. 1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,
  2. 2- Hareketin iradi olması,
  3. 3- Sonucun istenmemesi,
  4. 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
  5. 5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
  6. Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülmeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.

5237 sayılı TCK’da taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, kanunun 22. maddesinin 3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanarak, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise; gerçekleşmesini istemediği bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

Görüldüğü gibi, bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, "neticenin fail tarafından öngörülmesi" ölçü alınarak basit ve bilinçli taksir ayrımına gidilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde otobüs duraklarının karşısında bulunan otoparka gitmek isteyen ve kontrolsüz dörtlü kavşak çıkışında refüj ile bölünmüş tek yönlü taşıt yolunda kendi seyir şeridinden çıkarak karşı yöndeki trafiğin yol bölümüne giren sanığın, taşıt yolunu sağ taraftan sol tarafa doğru orta refüj üzerinden geçmekte olan ve park halindeki otobüslerin arasından çıkan mağdura çarparak ölümüne neden olduğu olayda; karşı yönden gelen trafik araçlarının kullandığı bölüme bilerek girdiği, ters yönde olduğu bilinciyle aracını sürmeye devam ettiği, karşı istikametten gelen bir araca ya da yayaya çarparak yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü halde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, yolun boş olacağı ihtimaline, özellikle de şansına ve karşı istikametten gelenlerin kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına güvendiği, böyle bir zanla objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticeye neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek olan objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmayan sanığın meydana gelen ölüm olayında bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.

Nitekim Ceza Genel Kurulu'nun 09.12.2014 gün ve 125-543 sayılı kararında da, karayollarında bölünmüş yollarda ters yöne bilerek giren sanıkların yaralama ve ölüme neden olma eylemlerinde bilinçli taksirle hareket ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, inceleme konusu olayda asli ve tam kusurlu olarak kazaya sebebiyet veren sanık hakkında temel ceza tayin edilirken asgari hadden uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi de isabetli bulunmamaktadır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile hüküm kurulması ve sanık hakkında temel ceza tayin edilirken asgari hadden uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;

1- Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2012 gün ve 709-673 sayılı direnme hükmünün;
a-) Sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile hüküm kurulması,
b) Sanık hakkında temel ceza tayin edilirken asgari hadden uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi,İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi


Ceza Genel Kurulu 2013/12-692 E. , 2013/587 K.
"İçtihat Metni"

Tebliğname :2012/289634
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi : ANKARA 10. Asliye Ceza
Günü : 03.10.2012
Sayısı : 593 - 644

Taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan sanık H. Y..'ın 5237 sayılı TCK'nun 85/1 ve 22/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2010 gün ve 613-716 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.06.2012 gün ve 21409 - 13906 sayı ile;

"Sürücü belgesi bulunmayan sanığın olay günü 20.30 sularında lamba ile aydınlatılmış yolda, kendisi ile aynı yönde kaldırım kenarında ve kaplama içerisinde yürüyen ölene, arkasından çarpması şeklinde meydana gelen olayda, biliçlitaksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 03.10.2012 gün ve 593 - 644 sayı ile;
"... Ehliyetsiz bir kişinin her tarafı görebildiği, lamba ile aydınlatılmış bir yolda kaldırım kenarında yürüyen kişiye çarparak ölümüne sebebiyet verdiği kabul edildiğine göre TCK'nun 22/3. maddenin uygulanmama gerekçesinin ne olduğu mahkememizce anlaşılamamıştır. TCK'nun 22/3. madde de bilinçli taksir eylemi düzenlendiğinde 'şu hallerde bilinçli taksir olur' şeklinde bir bilgi olmadığına göre bu hususun takdiri yargılama yapan mahkemeye bırakılmıştır.

Araç kullanan bir kişinin o aracı kullanma ehliyetinin bulunması yasal bir koşuldur. 2918 sayılı Kanunda ehliyetsiz araç kullanmanın kabahat nevi cezaya bağlanması hiçbir şekilde verilecek cezaya bilinçli taksirin uygulanmasına engel teşkil edemez. Bu husus kabul edildiğinde Türkiye genelinde tüm ehliyetsiz araç kullanan kişilerin neden olabilecekleri ya da neden oldukları taksirli ölüm olaylarında bilinçli taksir uygulanamaz sonucu çıkar ki; bu husus hukuk prensiplerine ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Aşağıda kapsamlı gerekçesi gösterilecek olsa da araç kullanma ehliyeti bulunmayan bir kişinin kaldırım kenarında yürüyen 19 yaşında bir kişiye tamamen aydınlatılmış yolda vurması ve ölümüne neden olması başlı başına o aracı kullanma ehliyetinin bulunmadığının delili kabul edilmiş ve bu nedenle bozma kararına uyulmamıştır...

Her şeyden önce 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ile kusur oranlama işlemi yürürlükten kaldırılmıştır. Kusur oranı ne olursa olsun kanunda belirtilen cezanın alt sınırda olsa verilmesi hüküm altına alınmıştır. Ceza yargılaması yapan hiç bir mahkeme hiç bir bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı gibi hangi raporun hukuka uygun olduğunu kabul etme özgürlüğü ve iradesine sahiptir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Anglosakson ülkelerinde sadece ehliyetsiz araç kullanmak suretiyle ölüme sebebiyet veren kişiler adam öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmaktadırlar. Ülkemizde bunu sağlayacak bir yasa hükmü olmadığından sürücü belgesiz bir insanın araç kullanması ancak hakimin vereceği dengeli kararla ceza adaletine yardımcı olacaktır. Sanığın bizzat sürücü belgesiz araç kullanması asli kusurlu olsun, tali kusurlu olsun olayda her şeyden önce kusurlu olması için geçerli bir nedendir. Kusurun asli , tali , birinci derecede, ikinci derecede olması sadece Asliye Hukuk Mahkemelerindeki tazminat davalarının konusunu oluşturan bir olgudur. Sanık sonuç olarak sürücü belgesiz, ehliyetsiz bu yeteneklere haiz olduğu yasaca saptanmadan araç kullanarak 19 yaşındaki bir gencin ölümüne neden olduğuna göre üçüncü bilirkişi, olmadı dördüncü bilirkişi gibi yollara gidilip katılanların acısını daha da artırmak yargılama görevi yapan hakim tarafından uygun görülmemiş ve savunma bu gerekçelerle kabul edilmemiştir" gerekçesiyle direnerek, sanığın ilk hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2013 gün ve 289634 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini taksirle mi, yoksa bilinçli taksir ile mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından;
21.03.2009 günü saat 20.30 sıralarında sürücü belgesi bulunmayan sanığın sevk ve idaresindeki araç ile yanında arkadaşı tanık Gazi olduğu halde seyir halinde iken, olay yeri olan Altındağ ilçesi .... Çelik Mahallesi...Caddeye geldiğinde, havanın açık ve yağışsız, zeminin asfalt ve kuru, seyir yönünde hafif eğimli, yatayda virajlı ve 8 metre genişliğindeki iki yönlü, lamba ile aydınlatılmış yolda, taşıt yolu içerisinde kaldırıma yakın yerde yürüyen ölen E..'e aracın sağ ön kısmı ile arkadan çarptığı, çarpma neticesi kaldırıma fırlayan E..'in olay yerinde öldüğü, çarpmadan sonra kaçan ve ertesi gün izinli olarak geldiği askeri birliğe geri dönen sanığın ilk aşamada yakalanamaması nedeniyle alkol muayenesinin yapılamadığı, olay yerinde herhangi bir fren izine rastlanmadığı,Soruşturma aşamasında trafik polisi bilirkişinin düzenlediği raporda; “yayanın yaya kaldırımını kullanmadığı ve taşıtları göremeyecek şekilde yürüdüğü için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138/a ve b maddesini ihlal ettiğinden birinci derecede kusurlu olduğu, sürücünün ise hızını yol ve trafik durumuna göre ayarlamadığından 2918 sayılı Kanunun 52. maddesini ihlal etmesi nedeniyle ikinci derecede kusurlu olduğu" açıklamasına yer verildiği, Mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda da ilk rapordaki benzer değerlendirmeler yapılarak, ölenin birinci derecede, sanığın ise ikinci derecede kusurlu olduğunun bildirildiği,
Katılanlar vekilinin talebi üzerine dosyanın gönderildiği Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda ise; “ ...Sürücünün aydınlatması olan yolda seyrederken, yola gereken dikkatini vermediği, hızını görüşüne ve mahal şartlarına göre ayarlamadığı, dalgın ve dikkatsiz biçimde seyrini sürdürüp önünde yolun sağ kenarında kaldırıma yakın yerde aynı yönde yürümekte olan yayaya tehlikeli biçimde yaklaşıp arkadan önlemsizce çarptığı olayda asli kusurlu olduğu, yayanın ise gece vakti yolun kenarındaki 3 metre genişliğinde olan yaya kaldırımını kullanabileceği halde bu yeri kullanmayıp kaldırımın kenarına yakın vaziyette, taşıt yolu içerisinde ve araçlara sırtı dönük şekilde yol boyunca yürümekle kendi can güvenliğini ve trafik güvenliğini tehlikeye düşürdüğü, dikkatsizliği tedbirsizliği kurallara aykırı hareketiyle sebebiyet verdiği ve söz konusu otomobilin çarpmasına maruz kalarak kendi ölümüyle sonuçlanan olayda tali kusurlu olduğu...” bilgisinin yer aldığı,
Tanıklar F.. ve C..'in aşamalardaki beyanlarında; olay yerinin karşısında bulunan kaldırımda yürüdükleri esnada ölenin yolun karşısında cadde üzerinde kaldırımın kenarında yürürken arkasından hızlı bir şekilde gelen aracın fren yapmadan ölene çarparak olay yerinden hızlı bir şekilde kaçtığını, yolda aydınlatma lambası olup, yolun boş olduğunu belirttikleri, Tanık G..'nin beyanında; olay sırasında kendisininde araçta olduğunu, teyple uğraşırken bir anda çarpma sesi duyduğunu, herhangi bir kimseye çarptıklarını fark etmediğini, aracın ortalama 50 km hızla gittiğini ifade ettiği, Sanığın aşamalardaki savunmalarında özetle; askeri birliğinden 5 günlük izin alarak geldiğini, arkadaşı ile babasına ait otomobili izinsiz alarak gezmeye çıktıklarını, kazanın tam olarak nasıl olduğunu anlamadığını, yolun karanlık ve hafif virajlı olduğu için şahsı göremediğini, ehliyetinin olmadığı için panikleyerek kaçtığını, olay anında 50-60 km hızla gittiğini savunduğu, anlaşılmaktadır.

Tanıklar F.. ve C..'in aşamalardaki beyanlarında; olay yerinin karşısında bulunan kaldırımda yürüdükleri esnada ölenin yolun karşısında cadde üzerinde kaldırımın kenarında yürürken arkasından hızlı bir şekilde gelen aracın fren yapmadan ölene çarparak olay yerinden hızlı bir şekilde kaçtığını, yolda aydınlatma lambası olup, yolun boş olduğunu belirttikleri, Tanık G..'nin beyanında; olay sırasında kendisininde araçta olduğunu, teyple uğraşırken bir anda çarpma sesi duyduğunu, herhangi bir kimseye çarptıklarını fark etmediğini, aracın ortalama 50 km hızla gittiğini ifade ettiği, Sanığın aşamalardaki savunmalarında özetle; askeri birliğinden 5 günlük izin alarak geldiğini, arkadaşı ile babasına ait otomobili izinsiz alarak gezmeye çıktıklarını, kazanın tam olarak nasıl olduğunu anlamadığını, yolun karanlık ve hafif virajlı olduğu için şahsı göremediğini, ehliyetinin olmadığı için panikleyerek kaçtığını, olay anında 50-60 km hızla gittiğini savunduğu, anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.

Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;

  1. 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
  2. 2- Hareketin iradi olması,
  3. 3- Sonucun istenmemesi,
  4. 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
  5. 5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Biliçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın hafif eğimli ve virajlı yolda, yol şartlarına göre hızını ayarlamayarak yol kenarında yürümekte olan E.Ş..'e arkadan çarparak ölümüne neden olması şeklinde gelişen olayda, alkollü olduğu ya da aşırı süratli ve tehlikeli şekilde araç kullandığına dair delil bulunmadığı gibi, araç kullanmayı bilmediği de ileri sürülmeyen sanığın, meydana gelen neticeyi öngörmesi gerektiği halde gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek öngöremediği, dolayısıyla bilinçli taksir halinin bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. (12 CD.nin 12.09.2013 gün 1592-19861 ve 08.10.2013 gün 2681-22998 sayılı kararları). Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ
Açıklanan nedenlerle, 1- Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2012 gün ve 593 - 644 sayılı direnme hükmünün sanığın eylemini taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin,bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


Ceza Genel Kurulu 2013/698 E. , 2014/201 K.

7
  1. BİLİNÇLİ TAKSİRLE ÖLÜME SEBEBİYET VERMEK
  2. EHLİYETSİZ VE ALKOLLÜ SÜRÜCÜ
  3. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 231
  4. TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 22
  5. TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 50
  6. TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 52
  7. TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62
  8. TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85

"İçtihat Metni"

Taksirle ölüme neden olma suçundan sanık M.. Ş..'in 5237 sayılı TCK'nun 85/1, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 12.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.01.2007 gün ve 431–8 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.11.2008 gün ve 15007–12586 sayı ile;
"Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK'nun 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme karşısında suçun niteliği, hükmolunan cezanın tür ve miktarı gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak 07.04.2009 gün ve 85–127 sayı ile; 5237 sayılı TCK'nun 85/1, 62 50 ve 52. maddeleri uyarınca 12.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin verilen hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 06.11.2012 gün ve 6770–23014 sayı ile;
"Sanığın tevil yollu savunması, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından, motosiklet sürmesi için ehliyeti olmayan sanığın idaresindeki motosikletle meskun mahal dışında, geceleyin, alkollü vaziyette, aşırı süratli seyrederken yol içindeki koyun sürüsüne ve sürü içindeki çobana çarparak bir kişinin ölmesine neden olması şeklinde gerçekleşen olayda, bilinçli taksirin şartlarının oluştuğu gözetilmeyerek eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 28.03.2013 gün ve 421–117 sayı ile;
"...Dosya kapsamına göre Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 27.09.2006 tarihli raporuyla motosiklet kullanma sürücü belgesi bulunmayan alkollü sanığın olayın meydana geldiği iki yönlü yolda meskun mahal dışında geceleyin saat 05.00 sıralarında motosikletin arkasında mağdur Orhan bulunduğu halde yol alırken saatte 50-60 km süratle gittiğini ileri sürdüğü, mağdur Orhan'ın ise 90-100 km süratle yol aldığını ifade ettiği, sanığın birden yol içerisinde koyun sürüsünü gördüğü halde frenleri sıktığı ancak duramayıp koyun sürüsünün içerisine girdiğini, ondan sonrasını hatırlamadığını ileri sürdüğü, böylelikle olayda sanık sürücünün, idaresindeki motosiklet ile seyrederken süratini far ışıkları altında bir tehlike anında emniyetle durabileceği seviyeye göre ayarlamayıp süratli oluşu nedeniyle yol içerisinde gördüğü koyunlara karşı aldığı tedbirde etkisiz kalmış olmakla, olayda tali kusurlu olduğunun saptandığı, müteveffanın ise geceleyin sevk ettiği koyun sürüsüyle birlikte yola girip bu tehlikeli davranışı ile kendi ölümü ile neticelenen olayın meydana gelmesine sebebiyet vermiş olmakla olayda asli kusurlu olduğunun saptandığı; toplanan delillere göre olayda tali kusurlu olduğu anlaşılan sanığın bilinçli taksirinden söz edilemeyeceği, TCK'nun 22/3. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.10.2013 gün ve 210756 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini taksirle mi, yoksa bilinçli taksir ile mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sürücü belgesi bulunmayan ve alkollü olan sanığın, olayın meydana geldiği iki yönlü yolda, meskun mahal yakınlarında, geceleyin saat 04.00 sıralarında motosikletin arkasında mağdur Orhan bulunduğu halde süratli şekilde yol alırken, birden yol içerisinde koyun sürüsünü gördüğü, frenleri sıktığı ancak duramayıp koyunlara ve ölen çobana çarptığı, sanık ve ölenin yola savrulduğu, hafif yaralanan mağdur Orhan'ın yaklaşık 100 metre mesafedeki ölenin köyüne giderek yardım istediği, hastaneye kaldırılan çoban Ramazan'ın öldüğü, Sanığa ait raporda, kafa travması geçirmesi nedeniyle ölçüm cihazı ile alkol testi yapılamadığı ancak koklamakla alkollü olduğu tespitlerine yer verildiği, sanığın B sınıfı ehliyetinin olduğu ancak motosiklet sürmesi için gerekli olan A 2 sınıfı ehliyetinin olmadığı, motosikletin ise arkadaşı Recep'e ait olduğu,
Olay yeri tespit tutanağı ve krokiye göre; kaza yerinin Balabanlı köyünün çıkışında köye 100 metre mesafede olduğu, Yamaha marka motosikletin yolun sol tarafında devrilmiş vaziyette, asfalt zeminde motosikletten kaynaklanan 3 adet sürtünme izinin olduğu, yolun genişliğinin 5,20 metre ve olay yeri öncesinin virajlı olduğu,
Adli muayene ve otopsi tutanağına göre; kişinin ölümünün trafik kazası ile oluşması mümkün künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu meydana geldiği, Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda; “sanığın idaresindeki motosiklet ile seyrederken süratini far ışıkları altında bir tehlike anında emniyette durabileceği seviyeye göre ayarlamadığı, süratli oluşu nedeniyle yol içerisinde meydana gelen kazada tâli kusurlu olduğu, ölenin ise sevk ettiği koyun sürüsü ile birlikte yola girmiş bu tehlikeli davranışı ile kendi ölümü ile neticelenen olayın meydana gelmesine sebebiyet vermiş olduğundan asli kusurlu olduğu” görüşlerine yer verildiği,
Mağdur Orhan'ın soruşturma aşamasında; olay günü akşam eve dönerken sanığın bir kutu bira alarak içtiğini, yemekten sonra tekrar buluştuklarını, Akliman'da bir bara giderek eğlendiklerini, burada sanığın içki içip içmediğini bilmediğini, saat 03.00 gibi festival olduğu için Küçükkuyu kasabasına doğru sanığın kullandığı motosikletle yola çıktıklarını, sanığın motosikleti hızlı kullandığını, tahminen 90-100 km. hızının olduğunu, olay yerine geldiklerinde sanığın frene basmaya başladığını ve “eyvah” dediğini ancak yol içerisindeki koyuna ve çobana çarptığını, yakındaki köye giderek yardım istediğini, Mahkemede ise; soruşturmadaki beyanlarını tekrar ettiği ancak sanığın hızının 50-60 km. olduğunu söylediği,
Katılanlar Zekiye ve Erdal aşamalarda; kazayı görmediklerini olaydan sonra hastaneye geldiklerinde sanığın aşırı derecede alkol koktuğunu beyan ettikleri, Tanık İsmail; olay gecesi saat 03.30 sıralarında Balabanlı köyündeki evinde iken aşırı gürültülü şekilde motosiklet sesi duyduğunu, 5-10 dakika sonrada birinin “kaza yaptık yardım edin” diye bağırdığını duyduğunu ifade ettiği,
Sanığın; olay gecesi mağdur Orhan ile birlikte birer bira içtiklerini, daha sonra gittikleri barda da birer bira söylediğini ancak hepsini içip bitirmediğini, gece saat 03.00 sıralarında arkadaşına ait motorsiklet ile Küçükkuyu'ya doğru yola çıktıklarını, olayın meydana geldiği yerde herhangi bir yol aydınlatması olmadığı halde virajı döndüğünde koyun sürüsü ile karşılaştığını, fren yapmasına rağmen duramadığını, gözünü hastanede açtığını, ölen şahsı herhangi bir şekilde görmediğini, 60 km. hızla seyrettiğini savunduğu, anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamayacağından, neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Motosiklet sürmesi için ehliyeti olmayan ve arkadaşına ait motosikletle meskun mahal yakınlarında, geceleyin, alkollü ve süratli şekilde seyrederken yol içindeki koyun sürüsüne ve sürü içindeki çobana çarparak bir kişinin ölümüne neden olan sanık, aydınlatma olmayan bu yolda karşısına bir araç yada insan çıkabileceğini ve çarparak onun ölümüne neden olabileceğini öngörmüş, ancak şoförlük yeteneklerine, şansına ve yolun boş olacağı ihtimaline güvenmek suretiyle sonucun gerçekleşmeyeceği yönünde yanlış düşünceyle hareket etmiştir. Buna karşılık, istemediği, ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek olan objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmamış, bu bağlamda motosiklet sürmesi için ehliyeti olmamasına ve alkollü olmasına rağmen görüş hakimiyeti dışına çıkacak biçimde motosikleti süratli bir şekilde kullanmıştır. Bu nedenle, meydana gelen ölüm olayında sanığın bilinçli taksir le hareket ettiği kabul edilmelidir.
Diğer yandan, suçun “basit taksirle mi”, yoksa “bilinçli taksirle mi” işlendiğinin belirlenmesi açısından, olayda ölenin de kusurlu olup olmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Zira kusurun var olup olmadığının veya derecesinin tespiti, hakim tarafından manevi unsur saptandıktan sonra, temel cezanın belirlenmesi aşamasında yapılması gereken bir işlemdir. Nitekim bu husus Ceza Genel Kurulunun 03.07.2012 gün ve 499-271 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurulu Üyesi; "Bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı, bu nedenle yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğu" görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.
SONUÇ
Açıklanan nedenlerle,
1- Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 28.03.2013 gün ve 421–117 sayılı direnme hükmünün, sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin, taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Derleyen: Av. Burcu KÜTAHYA - Av. Volkan YALÇINKAYA