GÖKHAN DEMİR HAKKINDA


Nihal ve Ramazan Demir çiftinin 14 yıllık evlat özleminin ardından, 24 Temmuz 1994'te tek yumurta ikizleri Gökhan ve Oğuzhan dünyaya gözlerini açtı. Hayata birlikte başlayan bu iki kardeş, 2012 yılında lise eğitimlerini başarıyla tamamladılar. İkizlerin ortak hayali, iyi bir gelecek inşa etmek ve başarılı bir üniversite eğitimi almaktı. Ancak ne yazık ki ikizlerin geleceğe dair hayalleri, 19 Ekim 2012'de 20:45 'te İstanbul Hasköy'de meydana gelen trajik bir kaza ile sonsuza kadar yarım kaldı.

Henüz 18 yaşında olan kuzenim Gökhan, su almak için gittiği büfeden dönerken caddeden karşıdan karşıya geçmekteydi. Tam o esnada; tek şerit gidiş, tek şerit geliş olan yolda hatalı sollama yaparak karşı şeride geçen, aşırı hızlı ve ehliyetsiz sürücü Salih Paşahan idaresindeki otomobilin çarpması sonucu ne yazık ki hayatını kaybetti.

KAZA 

 

 

Kaza yeri; tek şerit gidiş, tek şerit geliş olan, 30 km hız sınırına uyulması gereken, yavaşlama ve sollama yasağı trafik işaretlerinin açıkça bulunduğu bir yoldu.

O trajik kaza gününde Gökhan ve ikizi, arkadaşlarıyla birlikte sık sık zaman geçirdikleri Hasköy Rahmi Koç Müzesi yakınındaki parkta gitar çalmak için buluşmuşlardı. Bir ara Gökhan, su almak için büfeye gideceğini söylemiş. Arkadaşlarının birlikte gitme teklifine karşılık, "Siz oturun, ben hemen iki dakikada gider gelirim," diyerek yanlarından ayrılmış. Saat 20.45 sularında büfeye giden Gökhan, suyunu aldıktan sonra dönüş yolunda yavaşlama çizgilerinin bulunduğu yerden caddenin yarısını güvenle geçiyor.

Tam o esnada ehliyetsiz bir sürücü Salih Paşahan , aşırı hızla önündeki aracı sollayarak Gökhan'a çarptı. Görgü tanıklarının beyanına göre kuzenim yaklaşan aracı fark etmişti ancak ne yazık ki kaçmaya fırsat bulamamış. Çarpışmanın şiddetiyle şoför tarafından havaya fırlatılan Gökhan, arkadaki aracın ön camına çarpıp ardından sert bir şekilde yola savruldu.

Kazanın hemen ardından sürücü Salih Paşahan, ilk trafik lambasında duruyor; fakat karıştığı bu korkunç kazanın sorumluluğunu almak yerine, vicdansızca aracına binip olay yerinden hızla uzaklaşıyor. Gökhan'ı orada, ölüme terk ediyor.

KAZA SONRASI HUKUKİ SÜREÇ 

 

Gökhan, tam 9 gün boyunca yoğun bakımda kaldı. 9 gün boyunca bana adeta 90 yıl gibi geldi. Doktorlar hiçbir zaman umut verici bir tablo çizmediler ve hastane süreciyle ilgili detayları konuşmak üzere doğrudan benimle iletişime geçtiler; uygun bir dille, ailenin her türlü sonuca hazırlıklı olması gerektiğini ifade ettiler.

Son ana kadar umudumu hiç kaybetmedim. Gökhan yaşamak için çok direndi, çok mücadele etti; ancak ne yazık ki 28 Ekim 2012 tarihinde, Kurban Bayramı'nın son günü akşam saatlerinde; kafa travması, beyin kanaması ve bunlara bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu yaşam mücadelesini kaybetti. 
Bir insanı kaybetmenin acısı yetmezmiş gibi, en sevdiklerinize bu kahredici haberi ilk ulaştıran kişi olmak ve o çığlıklara gözyaşlarına şahitlik etmek... Çok zordu çok zor...

Kuzenimi en son 30 Ekim 2012'de morgda gördüm. Bir gün önce Adli Tıp Kurumuna otopsiye gönderildiğini bilmeme rağmen, ölüm gerçeğini kabullenmek benim için imkansızdı. Morgda mucize eseri dirilenlerin hikayelerini düşünerek, "Belki Gökhan da dirilir" diye içimden dua ediyordum. Aklım da kalbim de onun bu trajik ölümünü kabullenmekte güçlük çekiyordu. Gencecik ve hayat dolu kuzenim, birinin trafik kurallarını hiçe sayması yüzünden neden bir morg çekmecesindeydi?

Gökhan'ı toprağa verdikten hemen sonra, ertesi gün davanın peşine düştüm. Dosyayı incelediğimde çok ciddi eksiklikler olduğunu fark ettim; polislerin kaza tespit tutanağını usulüne uygun düzenlemediklerini, görgü tanıklarının ifadelerini almadıklarını ve suçlunun teşhis edilmesine rağmen bu önemli ayrıntıyı tutanağa geçirmediklerini gördüm. Bunun üzerine mevcut işimden istifa ederek, hayatını kaybeden kuzenimin haklarını savunmak amacıyla tek başıma büyük bir hukuk mücadelesine giriştim.

Gökhan hastanede yaşam mücadelesi verirken; Rahmi Koç Müzesi'nin önünde, yani her yerin kameralarla çevrili olduğu bir noktada meydana gelen bu kazada, polisler vaktinde kamera kayıtlarını almamışlardı. Çevredeki tüm kamera kayıtlarını kendi çabalarımla araştırdım; ancak 24 saat kesintisiz kayıt yapan bu yerlerde saklama sürelerinin sınırlı olması nedeniyle, sonradan kamera görüntülerini talep ettiğimizde maalesef arşivde bulunmadığı cevabıyla karşılaştık.

Kamera görüntülerine ulaşamayınca pes etmedim ve olaydan yaklaşık 2-3 hafta sonra, yine kendi imkanlarımla 2 görgü tanığına ulaştım; ardından savcılıkta ifadelerinin alınmasını sağladım. Görgü tanıkları haklı olarak kazaya şahitlik etmekten çekiniyorlardı; onlara adil bir yargılama için sadece ve sadece doğruyu söylemeleri adına adeta yalvardım. 

Gökhan'ın davası sürerken, olay yerinde ihmali bulunan ve görevini eksik yapan polisler hakkında şikayetçi oldum. Ne yazık ki emniyet bünyesinde açılan disiplin soruşturmasından herhangi bir ceza çıkmadı. Ancak pes etmedim; yürütülen ceza yargılaması kamu görevlilerinin sorumluluğunu ortaya koydu. İstanbul 38. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda, bir komiser yardımcısı ve bir polis memuru görevi kötüye kullanma suçundan 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı ve 5 yıl boyunca denetim altında tutulmalarına karar verildi. 4. Asliye Ceza Mahkemesi de Temmuz 2014'te bu mahkumiyet kararını kesinleştirdi.

Basına yansıyan haberler üzerine, Gökhan’ı öldüren sürücü Salih Paşahan, basın yoluyla iftira ve yalan beyanda bulunma iddialarıyla beni şikâyet etti. Psikolojik baskı oluşturma amacı şikayet etti. Çünkü Gökhan’ın davası sadece  benim tarafımdan takip ediliyor, benden başka dosyayı takip eden kimse bulunmuyordu.

 

DAVA SÜRECİ VE SONUCU 

 

30 ASLİYE CEZA MAHKEMESİNİN KARARI 

Gökhan'ın dava sürecinde, maalesef, davalar başlamadan önce 3 avukat değiştirmek zorunda kaldık ve bu süreçte çok büyük sıkıntılar yaşadık.

Salih Paşahan, 3 ay boyunca kaçtı. Yakalandığında yalan beyanda bulunarak kaçmaya çalıştı, ki bu durum tutanaklarda mevcut. Ancak maalesef, benim yakalandığı an tutuklanacak zannettiğim ve 3 ay kaçan sürücü; resmi belgede sahtecilik, suç işleyenleri saklama suçundan kesinleşmiş mahkumiyeti ve Yargıtay'da çete kurmak ve uyuşturucu ticaretinden dosyasının incelenme aşamasında olmasına rağmen serbest bırakıldı.

İlk duruşma gününe kısa bir süre kala, kaza yerindeki benzincide Salih Paşahan ile karşılaştım. Hemen yanına giderek, "Ehliyetin yok, nasıl araç kullanıyorsun?" dediğimde bana ehliyetini gösterdi. Hemen savcılığa ihbar ettim; bu kişinin ehliyeti yoksa sahtecilikten, gerçekten aldıysa da tedbir konulsun diye başvurdum. Gökhan'ı öldürdüğü yerde bu şahsın hala aracını kullanıyordu olması, yaralı yüreğimize adeta tuz basıyordu. Sonradan öğrendik ki, Gökhan'ı öldürdükten sadece 3 ay sonra, 38 yaşında ehliyet almış.

Dava süresince 3 ayrı bilirkişi raporu alındı ve bu raporlar, sürücünün asli kusurlu olduğunu ortaya koydu. Ancak, dava süresince sürücünün ehliyetine tedbir konulmadı. Gökhan'ı öldüren asli kusurlu  Salih Paşahan dava süresince ne bir başsağlığı diledi ne de bir pişmanlık gösterdi.

Gökhan'ın ölümünden tam 2 sene sonra, 8. celsede İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014 tarihinde kazayla ilgili davayı karara bağladı. Mahkeme, sürücüye 5 yıl hapis cezası verdi. Ehliyeti bulunmadığı ve ters yolda araç kullandığı için cezayı bilinçli taksir hükümlerince 6 yıl 8 aya çıkardı.

Sanığın geçmişteki sabıkalarının bulunması, mahkemeyi yanıltıcı beyanlarda bulunması, yargılamayı takip etmemesi ve olaydan pişmanlık duyduğuna dair hiçbir belirti göstermemesi nedeniyle mahkeme, ceza indirimi yapmama kararı aldı.

671 SAYILI KHK İNFAZ DEĞİŞİKLİĞİ 

Dosyamız Yargıtay incelemesindeyken, 17 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe giren 671 sayılı KHK ile 01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlar bakımından infaz rejiminde değişiklik yapılmıştır.

 671 sayılı KHK ile 01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlarda hükümlü cezasını yarı oranında infaz kurumunda çektikten sonra denetimli serbestlik 2 yıl olarak uygulanacaktır.

Bu kapsamda, Yargıtay’ın cezayı onaması halinde dahi, suç tarihi 01.07.2016’dan önce olduğu için 6 yıl 8 aylık hapis cezasının fiili infaz süresi yaklaşık 1 yıl 4 aya düşmektedir.

YARGITAY 12 CEZA DAİRESİ KARARI 

Kasım 2016 tarihinde, gece olan kazayıda gündüz vakti yazarak maddi hata yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bilinçli taksir koşullarının oluşmadığı ve cezanın üst sınıra yakın olması gerekçeleriyle kararı bozdu. Yıllardır adalet bekleyen bizler, Yargıtay'ın bu kararıyla bir kez daha yıkıldık. Yargıtay, meskun mahalde hızın 30 km olduğu, olayda sanığın 30 km hızla ilgili teknik bir tespit bulunmadığı için bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasına "yer yok"  diyerek (hapis cezasının fiili infaz süresi 1 yıl 4 ay olan) kararı bozdu.

Yargıtay: Sanığın bir kişinin ölümüne asli kusurlu olarak sebebiyet verdiği olayda; asgari hadden uzaklaşması doğru ise de; iki sınır arasında temal ceza belirlerken , TCK'nın 61. maddesi göz önüne alınarak suçun işleniş biçimi, meydana gelen netice, sanığın taksire dayalı kusurunun derecesi nazara alınmak suretiyle adalet, hakkaniyet ve nasafet kurallarına uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerektiğini gözetmeden, teşdidin derecesinde yanılgıya düşerek, asgari hadden çok fazla uzaklaşılmak suretiyle, sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi, kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu  nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince, hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 09.11.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir. 

Görgü tanıklarının beyanlarında ve bilirkişi raporlarında sürücünün hızlı olduğu zaten belirtilmiştir. Mühendislerin araştırmalarına göre, Emniyet Genel Müdürlüğü sitesinde de belirtildiği gibi, 30 km hızla bir yayaya çarparsanız yaya yaşar, 50 km ve üzeri hızda çarparsanız yaya hayatını kaybeder. Gökhan'ın ölümüne neden olan sanıkla ilgili Yargıtay kararı, yerleşik içtihatlara aykırıdır. Ters yönde, ehliyetsiz ve aşırı hızlı olan sanık, kazanın olacağını öngördüğü için bilinçli taksir koşulları oluşmuş ancak uygulanmamıştır.

30 ASLİYE CEZAMAHKEMESİNDE DAVA SÜRECİ

Yargıtay'ın kararı bozması üzerine İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yeniden yargılama süreci başladı. Sanığın avukatı, dava dosyasına celseler boyunca vekaletnamesini sunmadı ve sürekli mazeret bildirdi. Mahkemede onlara uzun uzun söz hakkı tanınırken, hakim bizleri tersleyen, hoş olmayan bir üslupla yaklaştı. Sanık avukatının mahkemede, "Gökhan 9 gün yoğun bakımda kalmış, hastanede Gökhan’a iyi bakmamışlar, baksalardı yaşardı" dediği celsede adeta "Bir siz öldürmediniz Gökhan’ı" demedikleri kalmadı. Gökhan, dava dosyasında adı geçen bir kağıttan ibaret olduğu ve kendini savunamadığı için, onun ölüsüne bile saygı göstermeyenler bu kadar çirkinleşebildiler.

REDDİ HAKİM

 O celsenin bitiminde kapıdan çıkarken, kürsüye sırtım dönük vaziyette ve aramızda hakimle mesafe varken sanık avukatına "Bir sonraki celse görüşürüz" dedim. Bu sözü üzerine alınan hakim bana, "Çık dışarı, terbiyesiz!" diyerek bağırdı. Ben de kendisine mahkemeye karşı hiçbir saygısızlık yapmadığımı, bu yüzden kendisinin de benimle bu üslupla konuşma hakkının olmadığını ifade ettim. Bu haksızlık karşısında avukatımız ve şahitlerimizle birlikte reddi hâkim talebinde bulunduk. Hakim ise "Bana haksız yere reddi hakim yapıyorlar" iddiasıyla avukatlarımızı baroya şikayet etti. Ancak süreç sonunda, tarafsızlığını tamamen kaybettiği için dosyadan çekilmek zorunda kaldı.

Gökhan'ın ölümünden tam 5 yıl sonra, 26 Ekim 2017 tarihinde İstanbul 31. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi, Yargıtay'ın bozma ilamı gereğince sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verdi. Taksirle adam öldürme suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırıldı. Hakim, sanığın 2 yıl süreyle sürücü belgesinin alınmasına, geri almanın hüküm kesinleşmesi ve cezanın tamamen infazından sonra işlemeye başlamasına karar verdi. Bu da demek oluyor ki kişi hala sürücü belgesiyle dışarıda aracını kullanmaktadır.

Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Bölümü - Güvenlik Tedbirleri MADDE 53'ün 6. fıkrasına göre, trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç  yıldan fazla olmamak üzere, sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmü kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tamamıyla infazından itibaren işlemeye başlar. Ancak, ölümlü yaralanmalı trafik kazalarında taksirle veya bilinçli taksirle suç işlenmesi sonucunda sürücü belgesine konulan tedbir, yargılama sürecinde değil, ceza mahkumiyeti kararının kesinleşmesiyle birlikte başlar.

Yani, 4 yıl 6 ay hapis cezası alan sanık, kapalı cezaevinde en fazla 3 gün iyi hal indirimiyle kaldıktan sonra, açık ceza evinde 3 ay kalarak serbest kalacaktır.

YARGITAY 12.CEZA DAİRESİNİN KARARI

Dosya Yargıtay'a gittikten sadece 1 ay içinde, savcı hemen mütalaasını verdi. 3 bilirkişi raporunda asli kusurlu bulunan sanık için Yargıtay Savcılığı, tebliğnamede 4 yıl 6 ay cezanın fazla olduğunu belirterek, yani 3 ay cezaevinde kalacak sanık için bu cezanın ağır olduğuna dair bir karara imza atmıştır. Hakkaniyete uygun, makul bir ceza gözetmeden, sanık hakkında ağır bir ceza verildiği belirtilmiştir. Şaka gibi, ancak ne yazık ki gerçek!

Dosyamız Yargıtay'dayken Nisan 2020'de yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile

30.03.2020 tarihinden önce işlenen suçların koşullu salıvermeden yararlanma süresi 1/2 oranına indirilmiş, denetimli serbestlik süresi 3 yıla çıkartılmıştır. Buna göre, trafik kazalarına bağlı bir suçta 6 yıl hapis cezası alan bir kimse, cezaevinde birkaç gün kaldıktan sonra tahliye olabilecektir. Artık trafik suçlarında koşullu salıvermeden yararlanma süresi 1/2 olarak uygulanmaktadır.

Bu kanun ile tüm mağdurlarla birlikte bir kez daha yıkıldık. Adalet mücadelesi verirken maddi ve manevi olarak yıpranan tüm mağdurlar adına, tüm trafik suçlularını bizim yerimize affettiler! Kuzenimi öldüren Salih Paşahan'ın cezası onansa bile, son çıkan infaz yasası nedeniyle cezaevinde bir gün bile kalmayacağı gerçeğiyle yüzleştik.

"Daha kötüsü ne olabilir?" derken, maalesef daha kötüsünün de olabileceğini acı bir şekilde tecrübe ettik. Ekim 2020'de Yargıtay'ın yerel mahkeme kararını düzelterek onadığını öğrendik ve hayatımızın şokunu yaşadık. 

Yargıtay'ın onadığı ceza nedeniyle sanık, artık son çıkan infaz yasasından dolayı içeride bir gün bile tutuklu kalmayacak. 8 sene geçmesine rağmen bir gün bile tutuklu yargılatamadık.


Yargıtay TCK'nın 53/6. maddesine göre 2 yıl süreyle ehliyetinin geri alınmasına karar verilmesini, suç tarihinde ehliyeti bulunmadığı için sanığın kanuna aykırı bularak hükmün, 5320 sayılı kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMK’nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına ve kararın düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.

Bu kararı benim mantığım, vicdanım almıyor. Kamuoyuna mal olmuş bir davada bu karar, tüm trafik suçluları için kötü bir örnek teşkil ediyor.

ACIDAN SOSYAL FAYDAYA YOLCULUĞUM

 

Sürücünün bilinçli hataları yüzünden Gökhan yaşama veda etti. O günden beri bayramlar, düğünler ve en özel günlerimiz hep eksik… Yargılama sürecinde verilen bu kararlar; vicdanları yaralayan, hakkaniyetle ve adaletle asla bağdaşmayacak nitelikte, kabulü mümkün olmayan kararlardır. Zira Gökhan’ın davası, makul sürede yargılama hakkının ihlalini açıkça doğurmaktadır.

Toplumda maalesef, "Ülkemizde birini öldürmek istiyorsan silahla değil, arabayla çarp ve kaç" deniyor! Bu acı söylemi ancak ve ancak caydırıcı cezalar ile değiştirebiliriz. Ölümlü ya da yaralanmalı trafik kazaları sonucunda, sürücülerin ağır kusurlu olduğu durumlarda bile cezaların alt sınırdan verilmesi, 2-5 yıl arasında hapis cezalarının takdir edilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezaların ertelenmesi veya adli para cezasına çevrilmesi gibi yargılamada sanığın lehine işleyen kurumlar ve denetimli serbestlik gibi uygulamalar yüzünden cezalar caydırıcı olmaktan tamamen uzaklaşmaktadır.

Trafik suçlarında asli kusurlu olarak bir insanın ölümüne neden olan sürücülerin cezaları bile 24 eşit taksitle adli para cezasına çevriliyor. Bu tür cezalar asla para cezasına çevrilmemeli. Sadece ceza puanını dolduran sürücülerin bile sürücü belgeleri hemen geri alınırken, TCK MADDE 53/6’ya göre taksirli suçtan mahkumiyet halinde sürücü belgesinin geri alınmasına karar verildiğinde; bu geri alma yaptırımı neden ancak hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe giriyor ve süre cezanın tümüyle infazından sonra başlıyor

Bunu benim mantığım da vicdanım da almıyor. Aracıyla insan öldüren kişilerin ehliyetine yargılama boyunca tedbir konulmuyor ve bu sürücülerin hepsi trafikte aramızda gezip araç kullanmaya devam ediyor. Ülkemizdeki yargılama süreleri göz önüne alındığında, ölümlü veya yaralanmalı kazaya karışan bir sürücünün sürücü belgesine ancak ceza mahkumiyeti kararından sonra tedbir konulması; hem uygulayıcılar hem de vatandaşlar ve mağdurlar açısından çok ciddi sıkıntılara, yeni hak ihlallerine neden olmaktadır.

Sevdiğini kaybetmenin ya da engelli kalmanın getirdiği o tarifsiz acıyla birlikte, her kurumla ayrı ayrı uğraşmak zorunda kalan ve yıllarca adalet bekleyen trafik mağdurlarını yeni infaz kanunu derinden yaralamıştır. Yasalar mağdurlar adına affedildikçe ve trafik suçlarına caydırıcı cezalar verilmedikçe, bu acı tablo ne yazık ki değişmeyecektir.  Evet, ben kuzenimin davasını kaybettim; ama yasaların değişmesi, adaletin yerini bulması ile ilgili asıl davamı, Gökhan’dan sonra kurucusu olduğum Trafikte Haklarım Derneği ile sürdürüyorum. Mücadelemden asla vazgeçmiyorum.

Gökhan’ın ardından trafikteki can ve hak kayıplarına dur demek amacıyla 6 Mayıs 2015 tarihinde Trafikte Haklarım Derneği’ni kurduk.
Yıllardır gönüllü olarak trafik güvenliği alanında çalışmaktayım. Trafik mağdurları uzun yıllar süren zor ve yıpratıcı hukuki süreçler yaşamakta; bu süreçler sonucunda verilen cezalar ve yeni çıkan infaz kanunu hem mağdurları hem de kamu vicdanını derinden yaralamaktadır. Derneğimiz, trafik kazalarındaki can kayıplarını ve hak ihlallerini önleme hedefi doğrultusunda yoğun bir çaba sarf etmektedir. Ancak, bu alandaki ciddi sorunlara ve trafik kazalarının yaygınlığına rağmen caydırıcı cezalar uygulanmamakta ve devlet politikaları yetersiz kalmaktadır.

Dernek olarak, devlet politikalarına etki etme ve kamuoyu oluşturma misyonuyla trafik kazalarını önleme çabalarımızı kararlılıkla sürdürmekteyiz. Toplumun geniş kesimlerinin bu konudaki farkındalığını artırmak ve trafik güvenliği konusunda daha etkili çözümler geliştirmek için desteklerinizi bekliyoruz.

Kazasız, adaletli, güzel günlere…

Trafikte Haklarım Derneği Kurucu Başkanı 
Trafik Mağduru 

Yasemin USTA

Gökhan’ın Dava Sürecinin Haberleri 

2021 Hürriyet Gazetesi 

2020 Sabah Gazetesi 

2018 Hürriyet Gazetesi , Akşam Gazetesi 

2017 Takvim Gazetesi 

2014 Hürriyet Gazetesi , T24 

2013 Akşam Gazetesi-1  , Akşam Gazetesi-2

 

 

 

 

 

Haberdar Olmak için